ÖZEL YETENEK ÖZEL EĞİTİM

ÖZEL YETENEK ÖZEL EĞİTİM

Özel yetenekli birey Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, yaşıtlarına göre daha hızlı öğrenen; yaratıcılık, sanat, liderlik kapasitesi önde olan, özel akademik yeteneğe sahip, soyut fikirleri anlayabilen, ilgi duyduğu alanlarda bağımsız hareket etmeyi seven yüksek düzeyde performans gösteren birey olarak tanılanmaktadır (MEB, Beni Anlayan Özel Yetenekli Çocuğum Var, 2017). Bilimsel bir tanımlama yapılmak istendiğinde bu tanım her

Özel yetenekli birey Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, yaşıtlarına göre daha hızlı öğrenen; yaratıcılık, sanat, liderlik kapasitesi önde olan, özel akademik yeteneğe sahip, soyut fikirleri anlayabilen, ilgi duyduğu alanlarda bağımsız hareket etmeyi seven yüksek düzeyde performans gösteren birey olarak tanılanmaktadır (MEB, Beni Anlayan Özel Yetenekli Çocuğum Var, 2017). Bilimsel bir tanımlama yapılmak istendiğinde bu tanım her şeyi özetliyor olabilir fakat durumun veliler arasında yansıması böyle değildir. Çünkü veliler arasında özel yetenekli birey; tüm derslerde başarılı, icat çıkaran, bir bilim adamı olarak tanımlanmaktadır. Hatta veliler arasında özel yetenekli birey, asla hata yapmayan insan olarak da görülmektedir.

Toplumun özel yetenekli bireyi tanımlama ve kabullenme biçimini size yaşadığım bir örnek ile anlatayım. Bakanlık tarafından öğretmen eğitimleri için görevlendirildiğim bir çalışmada eğitime gelen bir öğretmen, okulunda bulunan velilere özel yetenekle ilgili bir seminer yapmamı rica etmişti. Ben de seve seve yapacağımı söyleyerek kabul ettim.

Seminer için ayrılan salona gittiğimde ailelerin anne baba bir arada geldiklerini gördüm ve hemen farkındalığı artırma çalışmasına başladım. Ailelere (hem anneye, hem babaya) birer boş kâğıt dağıttım.

Kâğıtlarına çocuklarında özgül öğrenme güçlüğü ve zekâ geriliği gibi bir rahatsızlık olması durumunda, ailelerinde bulunan hangi bireye benzemiş olabileceğini yazmalarını istedim. Kâğıdın arka yüzüne de çocuklarının özel yetenekli birey olarak tanılanması durumunda ailelerinde bulunan hangi bireye benzemiş olabileceğini yazmalarını istedim. Daha sonra kâğıtlarının üzerine annelerin bir, babaların ise iki yazmalarını istedim ve kâğıtları topladım. Annelerin nerdeyse tamamına yakını, çocuklarında özgül öğrenme güçlüğü veya zekâ geriliği bulunması durumunda babanın ailesinden birilerine benzemiş olabileceğini, özel yetenekli birey olarak tanılanması durumunda ise kesinlikle kendi ailesi tarafından birine benzemiş olabileceğini yazmışlardı.

Babalar da annelerle benzer tepki gösterip öğrenme güçlüğünde anne tarafına, özel yetenekte kendi tarafına benzemiş olabileceğini yazmışlardı. Anneler veya babaların çocuklarının özel yetenekli olma ihtimaline dahi verdikleri tepki ortada. Birde çocuklarının gerçekten özel yetenekli olduğunu duyduklarında verecekleri tepkiyi ve takınacakları tutumu siz düşünün artık.

Bu noktada bir eğitimci olarak “Acaba öğrencilerin özel yetenekli olduklarını ailelerine söylemesek mi?” diye düşünmeden edemiyoruz. Çünkü böyle bir durumun ortaya çıkardığımız ilk andan itibaren, ailelerdeki değişimi gözlemlemeye başlıyoruz. Çocuklarına farkında olmadan baskı uygulamaya başlayacaklarını öngörebiliyoruz. Bu aşırı beklenti ve baskı bir müddet sonra aile içinden çıkıyor ve çevreye sıçrıyor. Çevrede de bunun etkisi domino etkisi yaratıyor ve tüm aileler çocuklarının özel yetenekli olduğunu düşünüyor ve adeta öyle olabilmesi için çaba harcıyor.

Bu anlayış toplumun büyük bir kesimi için geçerli olduğundan, özel yetenekli öğrencilere verilen önem de böylelikle ehemmiyetini ve amacını yitirmiş oluyor. Neden böyle düşündüğümü sorar gibi olduğunuzu hissediyorum. Hemen açıklayayım. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından özel yetenekli bireylerin akademik ve sosyal gelişimleri destekleniyor.

Bakanlık bunu iki yolla yürütüyor. Birinci adımda okul dışı bir örgün eğitim kurumu kuruyor (BİLSEM) ve merkezi seçme sistemi ile tanıladığı öğrencileri normal okul saatlerinin dışında buraya topluyor. İkinci adımda ise öğrencileri RAM’lar (Rehberlik Araştırma Merkezi) aracılığıyla tanılıyor ve eğitim gördükleri okullarda Destek Eğitim Odaları açarak desteklenmelerini sağlıyor. Biz bu yazımızda daha çok Destek Eğitim Odaları üzerinde duracağız. Çünkü buralarda eğitmen olarak görevlendirilenler öğrencinin eğitim gördüğü ortaokulda görevli branş öğretmenleri veya ilkokulda bulunan sınıf öğretmenleridir. Bu öğretmenlerden de gönüllülük esasına göre, destek eğitim sınıfında görev almak isteyen öğretmenler görevlendirilebilmektedirler. Norm fazlası öğretmenlerin dışında kalan öğretmenlerde sadece boş derslerinde, okuldan sonraki bir zaman aralığında veya hafta sonları görev alabilmektedirler.

Velilerin çocuklarını RAM’larda tanılatmalarının ardından okula verdikleri
bir dilekçe ile destek eğitim süreci başlamış oluyor. Yalnız buraya bir parantez açmak gerekiyor. 1, 2 ve 3. sınıf öğrencileri BİLSEM seçme sürecinde oldukları için RAM’lar tarafından sadece BİLSEM seçme süreci tamamlandıktan sonraki aylarda tanılanabiliyor. Konumuza dönecek olursak dilekçe okul yönetimi tarafından değerlendiriliyor ve uygun öğretmen ve saat olduğu takdirde destek eğitim odası açılabiliyor. İşte bu dakikadan itibaren özel yeteneğin nasıl itibarsızlaştırıldığı ortaya çıkmaya başlıyor. Şimdi bu noktaya biraz değinelim:

Destek eğitimde görev alan öğretmenlerin çoğu özel yetenekli bireyin özellikleri ve eğitimi ile ilgili hiçbir şey bilmiyor. Zenginleştirilmiş Eğitim Programı (ZEP) nedir, Farklılaştırma nedir, Bireysel Eğitim Planı (BEP) nedir, bilmiyor. Peki derste ne yapıyor?

İyi öğrenci ile karşılaşmanın mutluluğu içinde, harikalar yaratıyor ve TEST çözüyor. Neden düşünme becerileri, muhakeme becerisi, var olan bilgi ve materyalden faydalanarak özgün ve işlevsel materyal geliştirebilme becerisi, sayıları ve olguları birleştirerek farklı problem çözme yöntemleri geliştirme becerisi üzerine çalışmayıp test çözdürdüğünüzü sorduğunuzda ise aldığınız cevap çok manidar; “Dersten aldığımız için, derslerinden geri kalmasın diye test çözüyoruz.” diyor derse giren öğretmen. Burada bir şeyin yanlış anlaşılmasını istemem.

Öğretmenim bu söylediklerinin ve yaptığı uygulamaların tamamında haklıdır. Çünkü bu konu ile ilgili öğretmenimizin eğitimi ve donanımı bulanmamaktadır. Bu konuda yeteri kadar desteklenmemektedir. Hâl böyle olunca da verilen eğitim amacına ulaşmıyor.

Bu sıkıntılı ve amacından uzak durumun düzelmesi için yapılması gereken en temel şey velilerin bilinçlendirilmesi ve farklılıklarını artırma çalışmaları ve daha sonra da öğretmen eğitimi olmalıdır. Şu an çok nadir de olsa velilere 2 saatlik bir farkındalık semineri, öğretmenlere ise 3 veya 5 günlük eğitimler verilmektedir. Bu eğitimlerin yeterli olmadığı da yapılan uygulamalardan anlaşılmaktadır.

Bu noktada bilimsel ve nitelikli eğitimler verilmesi, uygulama ve süreç yönetimine ilişkin eğitimlerin artırılması ve özellikle velilerin bu konu ile ilgili bilgilendirilmelerinin sağlanması ve sonrasında tutum ve tavırlarının takip edilmesi bu işi ve eğitimleri amacına yönelik ve kaliteli hâle getirebilecektir. Ancak bu şekilde öğrencilerimize yani ülkemizin yarınlarına verdiğimiz emekler karşılığını bulacaktır.

Yazılar

Yorumlarınız Bizim İçin Önemli

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli Alanlar * ile işaretlidir. Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Yanıttan vazgeç

Son Yazılar

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar