BU İŞTE BİR SESSİZLİK VAR!

BU İŞTE BİR SESSİZLİK VAR!

Yetersizliklerinden etkilenmiş çocuklarımızın bireyselleştirilmiş öğretim programları ile normal kabul edilen çocuklarla aynı sınıf ortamında eğitim öğretim sürecine dahil edilmesine kaynaştırma eğitimi denir. Yetersizlikleri okul öncesinde ya da okul döneminde fark edilerek, Bireyselleştirilmiş Eğitim Programlarına dahil olan bu çocuklarımızın, sınıf ortamına uyumları, eğitim öğretim faaliyetlerindeki ilerleyişleri her zaman planlandığı ve beklenildiği gibi olmayabilir. Çoğu, bu konuda

Yetersizliklerinden etkilenmiş çocuklarımızın bireyselleştirilmiş öğretim programları ile normal kabul edilen çocuklarla aynı sınıf ortamında eğitim öğretim sürecine dahil edilmesine kaynaştırma eğitimi denir.

Yetersizlikleri okul öncesinde ya da okul döneminde fark edilerek, Bireyselleştirilmiş Eğitim Programlarına dahil olan bu çocuklarımızın, sınıf ortamına uyumları, eğitim öğretim faaliyetlerindeki ilerleyişleri her zaman planlandığı ve beklenildiği gibi olmayabilir.

Çoğu, bu konuda hizmet içi veya hizmet dışı bir eğitime dahil olamamış, geleneksel eğitim anlayışının hiyerarşik yapısı altında sınıf yönetimi ve pedagojik alanlarında inisiyatif kullanabilme yetisinden uzaklaşmış öğretmenlerle bir araya geldiklerinde, çoğunluk tarafla yakınlaşmak yerine belki de kendi dünyalarına doğru çekilerek daha da uzaklaşmışlardır.

Eğer bir öğretmen, böyle bir öğrenciyi sınıfı için bir yük, kendisi için ekstra bir evrak trafiği olarak görüyorsa hem kendisini hem öğrenciyi hem de okul yönetimini önemli sorunlar bekliyor demektir. Eğer aklınızdan böyle bir düşünce bir an için bile geçtiyse lütfen hemen kurtulun o düşünceden. Çünkü böyle bir düşüncenin çağcıl, profesyonel öğretmenlik kavramı ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bir sıfır geriden başladıkları hayat döngüsünde, yetersizliklerini bir engel yahut özür değil de yaradılışlarının özelliği olarak gören bir sınıf öğretmenine rastlamaları bu çocuklarımızın en büyük şansları olsa gerek.

Kaynaştırma süreci başladığında, aile de durumdan tam anlamı ile haberdar ve işleyişe dahil olmak üzere hazırdır. “Çoğu veli hazır değil, çocuğunun durumunun bile farkında değil.” dediğinizi duyar gibiyim. O zaman biz öğretmenler durumun farkında iken onların da farkında olması için insan eğitmek üzerine aldığımız tüm eğitimleri ve mesleki becerilerimizi işe koşmalıyız.

Sahip olduğu yeterliliklerle öğrencimiz artık sınıftadır. Bizlerin işe bu tarafından bakmamız gerekir. Biz sınıf öğretmenlerinin yapması gereken ilk iş, öğrencisi ve yetersizliği hakkında detaylı bilgi almak, bireyselleştirilmiş eğitim sürecinde iletişimde bulunacağımız tüm birim ve kişileri bilmek olmalıdır. Her sınıf öğretmeni, bir özel eğitimci gibi düşünmeye çalışmalı, gerçek bireyselleştirilmiş eğitimin öğretim programlarını bu özel çocuklar için uyarlaması ile başarılı olabileceğinin bilincinde olmalıdır. Bir öğretmen tüm bu bilgilere sahip olabilir. Ancak bilgisini bu yönde işe koşmaya da istekli olmalıdır. Daha önce böyle çocuklarla çalışmadınız mı?

Okullarımızdaki rehberlik servislerin çalışan donanımlı öğretmenlerimiz ve varsa özel eğitim öğretmenlerimiz size yol gösterecektir. Bu çocuklarımızı eğitim sistemimizin haklı hizmet alıcıları olarak görüp benimsemek, kısmi zamanlı kaynaştırma programında ayrıştırma taraftarı olmamak, insani değerlerimizi, mesleki etik ilkelerimizi ve profesyonel bilgilerimizi eşgüdümlemek zorundayız. Her birimizin meslek hayatında umutsuz vaka (!) olarak gördüğümüz, ilerleme kaydedemeyeceğimize emin (!) olduğumuz öğrencilerimiz olmuştur.

Üstelik böyle hatırladığımız çocukların bir kısmı da yeterlilikleri tam olarak adlandırılan normal çocuklar değil midir? Sınıfına bir kaynaştırma öğrencisi dahil olduğunda, kemikleşmiş önyargıları ile süreci daha da içinden çıkılmaz hale getiren, yüz ifadesi olumsuz anlamda değişen kişilerden bahsetmiyorum bile. Çünkü bu insanları, profesyonel öğretmenlik kavramının dışında tutuyorum. Oysa ki öyle midir? Gerçekten umutsuz olan, zamanını, duyarlılığını, becerisini bilinçli ya da bilinçsizce esirgemeyi seçerek bu sessizliğe katkıda bulunan kimdir? Düşünelim.

O sürece herkesten daha çok performans sarf ederek dahil olan çocukların, ailelerinin, okul içinde ve günlük hayatlarında biz çoğunlukta olan normallerin yarattığı engellerle de mücadele ederek yaşadıkları zorlukları düşününce, asıl umutsuzluğun sadece sayıca çok olan bizlerde olduğunu fark etmek çok da zor olmasa gerek. Onlar umutsuz değiller çünkü mücadele ediyorlar. Saklanmıyor, bilgi ve beceri kazanabilmek için okula geliyorlar. Zaman, emek ve özveri ile çocuklarını bizlere güvenerek emanet eden o insanlarla empati yapılmalıdır.

Bunu yapmak için şu an için sahip olduğumuz fiziksel duygusal yeterliliklerinizin farkında olmamız farkındalığımızı artırmaya yetecektir. Düşünün ki iki kolunuz yok ve sınıfınızın kapısının önüne geldiniz. Eğer sınıfınızın kapısı sizi görünce kendiliğinden açılan bir kapı olsaydı, sizin için yetersizlik diye bir durumdan söz edilmeyecekti. Neredeyse hayatın tümünde fiziksel şartların ve düzenlemelerin biz çoğunluğa göre yapılandırıldığını unutmayalım. Korkmayın, sistem sizden olağanüstü beceriler sergilemenizi ya da özel hizmetlerde bulunmanızı istemiyor. Sınıfınızdaki o özel çocuğa sadece sizin verebileceğiniz tek şeyi vermeniz gerekiyor: Sevgi…

Objektif, empatik ve sevginizi mesleki becerinizle birlikte sunmaya hazır olmak. İşte bunlar, yolunuzda ilerlerken size güç verecek en önemli özellikleriniz olacak. Sihirli bir değneğiniz yok, benim de yok. Her çocuk, bu yolun sonunda kendi gerçekliğinin götürdüğü yere gidecek, bizim planladığımız yere değil. Ama yola koyulmuş olmak ve çaba göstermek, duyarsız davranıp söylenmekten çok daha iyidir.

Eğer bu yazıyı buraya kadar okumuş ve bana çok kızmışsanız size de hak veriyorum. Evet herkes aynı değildir. Ancak bu alanda yıllardır gömülmüş olduğumuz sessizlik, yetmesin mi? Bilmiyorsanız sorup öğrenebilir, destek alabilir, bu alanda ilerleyebilir ve yeni beceriler kazanabilirsiniz.

Bu anlamda eğitim yöneticileri de çabalarını tekrar gözden geçirmeli, alanında yetkin ve uzmanlaşmış özel eğitimcileri okul içindeki kaynaştırma programlarına dahil etmeye çalışmalıdır. Bunu projelerle geliştirip desteklemeli, hatta üniversitelerden bu konuda hizmetiçi eğitimler, kaynaştırma süreçlerinde öğretmen ve aile eğitimleri ve bizzat bu süreçlerin takibini talep ederek kurumlar arası iş birliği adımları atılmalıdır. Bu büyük işi yalnızca okul rehber öğretmenleri ve sınıf öğretmenlerinin üzerinde bir görev olarak görmeyerek, bir eğitim örgütünden beklenildiği üzere modern ve inovatif atılımlar yapılmalıdır. Mesleğinde çeyrek asıra yaklaşmış biri olarak bunları konuşmamız ve kendi öz eleştirimizi yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Bilgi eksikliğimizin, motivasyon düşüklüğümüzün, “olduğu kadar olsun” anlayışımızın bizi götürdüğü tek yerin, yanlış uygulamalarla varamadığımız eğitim amaçları olduğu gerçeğinden kaçmamalıyız.

Kaynaştıramadığımız her çocuğu ötekileştirip ayrıştırmaktan, hayat boyu üzerlerinde kalacak etiketlerle yollarına devam etmeye mecbur kılmaktan hem kendimizi hem de ailelerini yıpratmaktan vazgeçelim. Her çocuğun eğitim hakkına sahip olduğu, potansiyeli yüksek öğretmen camiamızda “bir de şöyle bakalım”, “farklılık yaratabiliriz” sözlerime hak verecek meslektaşlarımın da olduğundan adım gibi eminim.

Kaynaştırma programlarını sınıflarında hakkıyla ve özveri ile gerçekleştiren, çalıştığı zor şartlarda uyarlamalar yapmayı başarabilen, hiçbirini ayrıştırmadan tüm çocuklarımız için ışıklı birer yol açan, tüm fedakâr öğretmenlerimizi sevgiyle selamlıyorum.

Yazılar

Yorumlarınız Bizim İçin Önemli

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli Alanlar * ile işaretlidir. Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Yanıttan vazgeç

Son Yazılar

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar