EKOLOJİK ZEKÂ

EKOLOJİK ZEKÂ

Günlük yaşamda hemen herkes zekâ seviyesinin yüksek olduğunu düşünür ve ebeveyn olduklarında ise zekâ seviyesi yüksek yani zeki çocuklara sahip olmak ister. Elbette bilimsel olarak yapılan test ve çalışmalarla tescillenmiş olan zekâ seviyesi yüksek bireyler vardır. Ancak zekâ seviyesinden ziyade bireylerin çalışmasının daha önemli olduğu uzmanlar tarafından da vurgulanmaktadır. Kimya dalında Nobel Ödülü sahibi olan

Günlük yaşamda hemen herkes zekâ seviyesinin yüksek olduğunu düşünür ve ebeveyn olduklarında ise zekâ seviyesi yüksek yani zeki çocuklara sahip olmak ister. Elbette bilimsel olarak yapılan test ve çalışmalarla tescillenmiş olan zekâ seviyesi yüksek bireyler vardır. Ancak zekâ seviyesinden ziyade bireylerin çalışmasının daha önemli olduğu uzmanlar tarafından da vurgulanmaktadır.

Kimya dalında Nobel Ödülü sahibi olan Prof. Dr. Aziz Sancar’ın Ankara Üniversitesinde katıldığı bir programda sarf ettiği “Biz çalıştığımız ve ürettiğimiz sürece üstün olacağız, üstünlük genetik değildir, bütün insanlar birbirine eşittir. Çoğu insan zekâya inanır, ben inanmıyorum, bizi birbirimizden ayıran emektir, ben çalışmaya inanıyorum.” sözleri emek verme ve çalışmanın genetik olarak sahip olunan zekâ seviyesinden daha önemli olduğunu vurgulamıştır. Zekâ seviyesinin yanında belki de her bireyin farklı zekâ yeteneklerinin olduğunun bilinmesi ve bunların ortaya çıkarılması ya da geliştirilmesi için çaba gösterilmesi daha doğru olacaktır. Harvard Üniversitesinde bilimsel çalışmalar yapan Amerikan psikolog Howard Gardner tarafından öne sürülen çoklu zekâ kuramına göre insan zekâsı 8 alt kategoriye ayrılmıştır.

Mevcut 8 alt kategori, insanın sahip olduğu zekâsını hangi alanlarda daha etkin kullanabildiğini gösteren -veya sınıflandıran- zekâ türlerinden oluşmaktadır. Gardner’ın çoklu zekâ kuramına göre her insanın özel yetenek alanları ve zekâsını kendine özgü kullanma biçimi vardır.Çoklu zekâ kuramı, zekânın tek olduğunu ama kendi içinde sınıflara ayrıldığını (zekâ çeşitleri olduğunu) ifade eder. Bununla birlikte her zekâ çeşidinin dinamik olup geliştirilebilir olduğunu belirtir.

Gardner, insan zekâsını görsel-uzamsal zekâ, kinestetik zekâ, müziksel zekâ, sözel zekâ, içsel zekâ, sosyal zekâ, matematiksel zekâ ve doğasal zekâ olmak üzere sekiz farklı gruba ayırmıştır. 30 dile çevrilen Duygusal Zekâ kitabının da yazarı olan Daniel Goleman tarafından 2009 yılında kaleme alınan ve Seda Toksoy tarafından çevrilerek 2010 yılında Türkiye’de basılmış olan Ekolojik Zekâ kitabıyeni bir ufuk açmıştır. Ekolojik zekâyı, sosyal ve duygusal ilişkilerimizde “insan” ile kurduğumuz empatinin “doğa” ile kurulması yani “gezegenin çektiği acıyı hissetme” olarak tanımlayan Goleman, zekâmızı ekolojik hâle getirdiğimizde -elbette birey olarak yalnız başımıza değil kolektif bir bilinçle hareket ettiğimizde başarılı olabiliriz- sürdürülebilir kalkınma ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir çevre bırakmamız mümkün olacağı görüşünü savunur.

Ekolojik zekâya sahip olan bireyler tüm yaşamlarında gelecek nesillere sürdürülebilir bir çevre bırakmayı temel ülkü edinirler. Bugün yaptığımız etkinliklerde belki bu durumu dikkate alıyor olabiliriz. Örneğin atık yağları lavaboya dökmeyerek,atık pilleri geri dönüşüm merkezlerine ulaştırarak ya da çevremizi temiz tutarak görevimizi yerine getiriyoruzdur ancak bir de başkaları tarafından üretilip satışa sunulan ürünleri alırken dahi ekolojik bakış açısını ölçüt almalıyız. Örneğin aldığımız bir eşyanın ya da gıdanın üretimi aşamasından işlenmesine, paketlenmesinden tüketilmesine kadar olan sürecin çevresel etkileri oldukça önemlidir. Artan dünya nüfusuna bağlı olarak her geçen gün artan üretim ihtiyacı dünyadaki çevresel sorunları da beraberinde artırmaktadır. Türkiye’de de durum farksızdır. 1927’de 13,6 milyon olan toplam nüfusumuz 31.12.2017 verilerine göre 80,8 milyona ulaşmıştır. 90 yılda altı kattan fazla artan ülke nüfusunun gıda ve barınma ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için yapılan tüm çalışmalar doğal çevrenin büyük oranda aleyhine olduğu açıktır. Bize düşen; çevre dostu tarımsal faaliyetlere ağırlık vermek, orman varlığını korumak, özellikle kent merkezlerinde betonlaşma oranını azaltmak ve doğal kaynakların kullanımında gelecek nesilleri de düşünerek sürdürülebilir bir kalkınma  gayesinde olmaktır. Bu noktada insanların ekolojik zekâya sahip olmaları ve evrendeki tüm varlıkları-canlı ya da cansız olarak ayrım yapmadan değerli kabul ederek sürdürülebilir biçimde kullanmaları gerekir.

Günlük yaşamımızda doğal çevreyi kirletmeden, yetiştirdiğimiz ürünlerde doğal dengeyi bozmadan ve en önemlisi alışveriş yaparken doğa dostu ürünleri tercih ederek üzerimize düşen görevi yapmalıyız. Doğaya zarar veren yöntemlerle üretilen ya da paketlenip satışa sunulan ürünleri almamaya özen gösterdiğimiz takdirde bu ürünlerin imalatı ve satışı da son bulacaktır. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir çevre bırakmak için bilinçli bireylerin sayısının artırılması için en temel görev  elbette anne babalara düşmektedir. Bilinçli ebeveynlerin vereceği temel çevre eğitimi sürdürülebilir bir geleceğin teminatıdır. Çoğu konuda olduğu gibi çevre eğitimi ve bilinci konusunda da ebeveynlerin rol model olmaları çok önemlidir.

Çocuğuna çöp atmanın yanlış olduğunu ya da bitki ve hayvanları korumanın önemini öğretmeye çalışan anne babaların ilk yapması gereken, bu davranışları yaşamlarının bir parçası hâline dönüştürmesidir. Ebeveynlerin verdiği temel bilinç ve eğitimin ardından elbette eğitim-öğretim hayatı boyunca öğrencilerin bazen anne babalarından daha fazla model aldığı öğretmenlerin etkisi büyüktür.

Özellikle kişiliğin şekillendiği temel eğitim döneminde öğrencinin okullarındaki yaşantıları ve öğretmenlerinin davranışları sürdürülebilir bir kalkınma ve gelecek nesiller için yaşanabilir bir dünya bırakmanın temel yapı taşlarınıoluşturacaktır. Çevre bilinci yüksek ekolojik zekâya sahip olan bireylerin sayısının artması için eğitimciler olarak üzerimize düşen sorumluluğun farkında olarak en başta kendi yaşantımız yoluyla öğrencilerimize bu değerleri kazandırma hedeflemeliyiz.

Bir Kızılderili atasözünde ifade edildiği gibi “Yeryüzü, bize atalarımızdan miras kalmadı, onu çocuklarımızdan ödünç aldık.”

Yazılar

Yorumlarınız Bizim İçin Önemli

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli Alanlar * ile işaretlidir. Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Yanıttan vazgeç

Son Yazılar

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar