SPORDA ŞiDDET SON BULSUN

SPORDA ŞiDDET SON BULSUN

Spor, sevgi, kardeşlik ve dostluk köprüsüdür. Ahlak ve maneviyat da bu köprüyü ayakta tutan direklerdir. Köprülerimizi koruyalım! Köprüye verilen zarar her iki tarafı da etkiler. Köprüler yıkıldığı, zarar gördüğü zaman karşıdan karşıya geçmek isteyen herkes bu durumdan olumsuz etkilenir. Köprünün yıkılması kazananı olmayan bir sonuçtur. Sporcu kazanmak ister, şampiyon olmak ister. Bu çok doğal bir

Spor, sevgi, kardeşlik ve dostluk köprüsüdür. Ahlak ve maneviyat da bu köprüyü ayakta tutan direklerdir. Köprülerimizi koruyalım! Köprüye verilen zarar her iki tarafı da etkiler. Köprüler yıkıldığı, zarar gördüğü zaman karşıdan karşıya geçmek isteyen herkes bu durumdan olumsuz etkilenir. Köprünün yıkılması kazananı olmayan bir sonuçtur.

Sporcu kazanmak ister, şampiyon olmak ister. Bu çok doğal bir beklentidir. Olması gereken de bir durumdur. Mahalle takımı da dâhil hiçbir takımın başarısız olma, şampiyon olamama gibi bir düşüncesi, hedefi olamaz. Bu durum bireysel sporlar için de geçerlidir. Bu kazanma isteği bence sporun, insanın doğasında vardır, olması da gerekir. Yanlış olan, olmaması gereken ise sporun sadece sonuç odaklı olarak görülmesi, kazanmak adına etik olmayan yollara başvurulması, sürecin görmezden gelinmesidir.

İlkokuldayken yaptığımız mahalle ve sınıf maçlarında her iki takım da öncelikle iyi oyuncuları takıma almak isterdi. İyi oynamadığını düşündüğümüz arkadaşlarımızı takıma almak istemezdik. Peki, bizi bu duruma iten güç neydi? Bunu düşündüğümde sonuç yine aynı, mahalle veya sınıf maçını kazanmak, birinci olmak, şampiyon olmak… Belki maçı kazanıyorduk ama takıma almadığımız o arkadaşlarımızı kırdığımızın, üzdüğümüzün farkında bile değildik. O yaşlarda eksik olan yönümüz belki de empati yeteneğimizin, merhamet duygumuzun ya da daha geniş bir ifade ile maneviyatımızın eksik olmasıydı. Bu eksiklikten dolayı da maçı kazanmak uğruna en yakın arkadaşlarımızı incittiğimizin farkına bile varamıyorduk. Lise yıllarında okul takımımızın maçlarına gittiğimizde rakip okulun oyuncu ve taraftarlarını neden kendimize düşman olarak görüyorduk.

Hatırlıyorum da taraftarı olduğum futbol takımının maçına gittiğimde takımımız gol attığında yanımdaki, daha önce hiç görmediğim, muhtemelen bir daha da göremeyeceğim taraftarla sarılırken, kazanmanın mutluğunu yaşarken karşıdaki kale arkasında gol yiyen takımın taraftarlarını hiç düşünmeden neler söyledik… Bırakın karşı takımın taraftarını, az önce sarıldığımız, aynı takımın taraftarına otoparktan çıkarken ya da yolda önümüzde seyrederken neden kızıyoruz, tartışıyoruz? Hani az önce sarılmıştık ya, ne oldu? Neden bu öfke seli, kızgınlık, anlamamak, anlaşılamamak, empati kuramamak… Cevabı yine aynı, maddiyatın gölgesinde kalan maneviyat…

Maddiyatın çok yoğun bir biçimde pompalandığı ve çok değerli olarak gösterildiği günümüzde maneviyatın görmezden gelinmesi, maneviyata gereken değerin gösterilmemesi sonucu da sporda öfke patlamasına, şiddete ve kavgaya zemin hazırlayabilmektedir. Çözüm mü? “Eğitim şart!” Bu eğitimin temelleri çocuklar daha ilkokula başlamadan önce atılmalı. Evde, ailelerin çok büyük bir çoğunluğu çocukları ile oyun oynarken, sırf çocukları üzülmesin diye oyunu çocuklarının ‘’kazanmasını’’ sağlarlar. Kazanmaya alışan, kaybetme duygusu ile yüz yüze gelmeden büyüyen çocuklar da zamanla ya kazanmak uğruna yan yollara sapabiliyor ya da herhangi bir alanda yarışı kaybettikleri zaman bunu doğal karşılayamıyor ve kazananı alkışlamak yerine onu kıskanarak, küçümseyerek, sinirlendirerek farklı yollardan dikkat çekmeye çalışıyor. Bu durum da genellikle argo ve küfürlü sözlerin kullanılması, şiddet ve öfke patlaması yaşanması sonucunu doğurabiliyor.

Okul öncesi dönemde ailede verilen manevi eğitimin okulda da devam ettirilmesi çok önemlidir. Okulda yapılan yarışmalarda da kazanmak kadar kaybetmenin de olabileceğini, kazananı alkışlarken kaybedenin de duygularının anlamaya çalışılmasını, aslında her başarısızlığın başarı için bir deneme olduğunun bilincinde olunmasının gerektiği vurgulanmalı, öğretilmeli. Ancak bu süreçte sözlerden ziyade davranışların daha etkili olduğu gerçeğinden hareketle ebeveynlerin ve öğretmenlerin çocuklara doğru rol ve model olması çok önemlidir. Çocuklar, ayak izlerini takip eder. Bu ayak izleri onları nereye götürürse oraya gider. Ahlak ve maneviyat eğitimi için de en önemli öğretme doğru bir model olarak öğretmedir. Yere çöp atan birisini gören çocuğa bu kişinin “Sakın yere çöp atma.” demesi ya da elinde sigara olan birisinin “Sakın içme, sigara sağlığa zararlıdır.” demesi çok anlam ifade etmez, etkili de olmaz. Aynı durum spor için de geçerlidir.

Çocuklar, beğendiği sporcuları, sanatçıları çok çabuk taklit edebilmekte onlar gibi konuşmaya, giyinmeye, davranmaya özen gösterebilmektedirler. Saç tıraşından, kıyafetine, konuşmasından, sevincini ve öfkesini göstermeye kadar onları model almaktadırlar. Sevdiği, beğendiği sporcu, takım kaybettiğinde ya da kazandığında çocuklar verilen tepkileri hemen kaydederek onlar gibi olmaya çalışırlar. Bu süreçte özellikle ünlü sporculara çok önemli görevler düşmektedir. Yapılan bir hareketin farkında olmadan binlerce hatta milyonlarca çocuk için model teşkil ettiğini düşünerek adım atılması çok doğru bir davranış olacaktır. Sporcu, rakibinin bacaklarını kırarcasına kazanmak için hamle yapmadan önce biraz merhametli düşünse, adil olsa, yani duruma empati penceresinden baksa, bu hareketi yapamaz. Hırslı olmak, kazanmak istemek, mücadeleci olmak başka, merhametten yoksun bir biçimde rakibe müdahale etmek bambaşka bir olaydı.

Mutlu olmak için ille de birilerinin mutsuz olması gerekmiyor. Sadece kazananın alkışlandığı, kazananın ödüllendirildiği bir sistem yerine mesela en centilmen takımın, en centilmen sporcuların da ön plana çıkarılması, bu konuda farkındalık oluşturabilmek adına yapılabilecek faaliyetlerden birisidir. Kameraların, yapılan yorumların sadece kazanana dikkat çekmesi yerine kaybedenin de değerli olduğunun hissettirilmesi ve elinden geleni yaptığının gösterilmesi, vurgulanması da çok önemlidir.

Çocuklara küçük yaşlardan itibaren öğretilmesi gereken en önemli iki değer; adalet ve merhamettir. Bu iki değeri alan çocuk için diğerleri de peşinden gelir. Bu duyguları kaybettiğimizde maneviyat ve ahlak kavramlarının spor da dâhil olmak üzere diğer alanlarda da olması beklenemez. Sporla kalpler; merhamet ve adaletle dolsun, şiddet son bulsun, kazanan dostluk olsun.

Yazılar

Yorumlarınız Bizim İçin Önemli

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli Alanlar * ile işaretlidir. Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Yanıttan vazgeç

Son Yazılar

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar