DOĞAYA DÖN

DOĞAYA DÖN

Zamanın çok hızlı akıp gittiğinden bahsederiz. Sürekli bir şeylere yetişme telaşından, hayat mücadelesinden, planlar kurmaktan, teknolojiyle ilgilenmekten veya zamanın çoğunu geçirdiğimiz kapalı mekânların rehavetinden anı yaşayamayız. Haftanın nasıl geçtiğini anlayamadan aylar geçmiş olur. İş-ev veya okul-ev arasında mekik dokumaktan ne kendimizin ne de hayatın farkına varırız. Bu durumdan şikâyet eder dururuz ancak durumun bu raddeye

Zamanın çok hızlı akıp gittiğinden bahsederiz. Sürekli bir şeylere yetişme telaşından, hayat mücadelesinden, planlar kurmaktan, teknolojiyle ilgilenmekten veya zamanın çoğunu geçirdiğimiz kapalı mekânların rehavetinden anı yaşayamayız. Haftanın nasıl geçtiğini anlayamadan aylar geçmiş olur. İş-ev veya okul-ev arasında mekik dokumaktan ne kendimizin ne de hayatın farkına varırız. Bu durumdan şikâyet eder dururuz ancak durumun bu raddeye gelmesinin tek sebebi biziz. Bizi bu hâle getiren şey doğadan uzaklaşmak. Oysa gerçek olan şu ki hepimiz doğanın bir parçasıyız. Doğanın bizim üstümüzde harika bir güce sahip olmasına, zamanı yavaşlatabilme özelliğine rağmen insanoğlu kendi çevresini düzenlemekten veya yok saymaktan doğanın, sonsuzluğun mükemmel sanatından mahrum bırakır kendini.

Günümüzde doğayla dolaylı yoldan ilişki kuruyoruz. Pencereden dışarıyı izlemek veya televizyondan doğa belgeselini izlemek gibi… Bu yüzden doğanın içinde kendimizi misafir olarak algılıyoruz. Özellikle yetişen yeni nesil doğadan çok uzak kalmaktadır. Örneğin çocukların %70’i ördeğin rengini sarı zannetmekte, sadece üçte biri beş farklı ot ismi sayabilmekte veya doğa ile ilgili güzel anıları anlatılması istendiğinde yarısı cevap verebilmektedir.

İnsan yapımı çevrelerden ziyade doğa; stresi azaltır, duygu durumunu iyileştirir ve zihinsel performansı arttırır. Doğanın insan psikolojisi üzerindeki etkisini araştırmaya yönelik yapılan bazı bilimsel çalışmaları paylaşmak isterim: Doğa manzarasına sahip hastane odalarında kalan hastaların, bina ya da duvar manzarasına sahip odalarda kalan hastalara kıyasla daha hızlı iyileştiklerini ortaya koyan çalışmalar vardır. Başka bir çalışma da hapishane hücrelerinin pencereleri doğaya bakan mahkûmların hapishane semptomlarından kaynaklı sindirim sistemi hastalıklarına, baş ağrılarına ve diğer bazı hastalıklara daha seyrek maruz kaldıklarını göstermiştir. Benzer şekilde  doğa fotoğraflarına bakan kişiler hem kısa hem de uzun vadede daha olumlu duygular deneyimlediklerini belirtmişlerdir. Yapılan başka araştırmalarda açık havada koşan kişiler, yürüme bandında koşan kişilere oranla çok daha düşük miktarda stres hormonuna sahiptirler. Doğanın insanı çok daha yaratıcı kıldığıyla doğayla ilgili bir diğer bulgu, masa başında bir konuya çözüm üretmekte zorlanan birçok yöneticinin doğa içinde çok değişik çözümler üretebilmeleridir.

Doğayla iç içe olabilmenin temas edebilmenin en kolay ve pratik yolu doğa yürüyüşleri yapmaktır. Bu konuda yapılan araştırmalar, yürüyüş sırasında doğanın çok daha fazla içselleştirildiğini, kişinin çevresini incelerken, bir süre sonra kendi içini incelemeye başladığını ve kendi doğasını, bedensel ve duyusal özelliklerini fark etmeye başladığını göstermektedir. Güzel bir doğa içinde yapılacak sakin ve uzun yürüyüşlerin insanın ruhsal dengeleri üzerinde de çok olumlu etkileri olduğu bildiriliyor. Sabah ilk gün ışığında dışarıda yapılan yürüyüşün antidepresanlardaki tedavi edici etkiyi yarattığından depresif belirtileri azalttığı görülmüştür. Şehir içindeki gri binalar, bunların birbirleriyle uyumsuz bir şekilde bir araya gelmeleri, düzensizlik, insanın algılama yeteneğini olumsuz olarak etkiliyor. Buna karşılık, doğa içinde sıradağlar veya ağaçlarla dolu vadi insanın kendini çok daha özgürleşmiş hissetmesini sağlıyor. Burada insanın her şeyi üç boyutlu olarak algılayabilme şansının da büyük önemi var. Günlük hayatta en çok kullandığımız televizyonda, bilgisayarda veya telefonlarda görme ve işitme duyumuzu kullanıyoruz oysa doğa içinde yalnızca görme duyusu değil, diğer birçok duyu da gerektiği şekilde doyuruluyor. Bunlar arsında işitme duyusu da var. Şehir içinde, gün boyunca korna,yer kazısı, fren, siren gibi sesler bizim çok da bilinçli olarak algılamadığımız ama sürekli işittiğimiz sesler. Keyfimizi kaçıran seslerden kurtulmak için çoğunlukla yaptığımız şey ise müziğin sesini de daha çok açmak.

İnsanların çoğu, sessizliğin sesini duymak istiyor ve doğa bu isteğe de cevap veriyor. Doğadaki sesler kuş cıvıltıları, su sesi gibi insan beyninin çok daha barışık olduğu sesler. Sadece işitme duyusunu değil diğer tüm duyularımıza hitap eder. Çiçeklerin kokusu, derenin şırıltısı, çimenlerin veya toprağın ayağın altında yarattığı his, yeşilin tonları, çok uyumlu bir uyaran çeşitliliği yaratmaktadır. Bütün duyularımız aynı anda uyarıldıklarında, kendimizi çok daha bütün olarak algılamaktayız. Doğadaki bu dinginlik, insanın kendisini daha huzurlu hissetmesinde, iç temposunun yavaşlamasında büyük bir etken oluşturabiliyor. Telaş, stres gibi gitgide içselleştirdiğimiz, bizi rahatsız eden ancak bir parçamızmış gibi duran olumsuz durumlar ise etkilerini yavaş yavaş yitirebiliyorlar. Doğanın içinde yer alamasak bile bahçe ile uğraşmak, özellikle konsantrasyon bozukluğu, motivasyon eksikliği yaşanan durumlarda çok olumlu etkiler yaratabiliyor. Bitkiler, kişilere bir anlamda örnek oluşturuyorlar. Bitkiler, insanlara yaşamlarını sürdürebilmek için nelere gereksinim duyduklarını hatırlatıyorlar: yayılma, çeşitlenme, büyüme ve olgunlaşma, bunların yanında güçten düşme ve ölme… Doğa, hayatın ta kendisidir. İnsan psikolojisinde önemli yere sahiptir. Hayatı daha yavaş, hissederek yaşamak için doğaya dönmeliyiz.

Yazılar

Yorumlarınız Bizim İçin Önemli

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli Alanlar * ile işaretlidir. Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Yanıttan vazgeç

Son Yazılar

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar