RAYINDAN ÇIKMIŞ ZAMANLAR

RAYINDAN ÇIKMIŞ ZAMANLAR

Dışarıyla temas etme zaruretinde olmasaydı sürekli içeriye doğru yol alırdı belki de insan teki. Meslekler bazında farklılaşmak bir bakıma bu zaruretin sağlamasını yapmaktır. Ekmek parasını, ekmek yaparak kazanan bir fırıncı ustası ile ona muhtaç olan bir ayakkabı üreticisinin tabii ve zoraki iletişimidir bu. Artık dağ başında yaşayamayacağı modern hayat kurgusuyla iyice tescillenen insan teki, toplu

Dışarıyla temas etme zaruretinde olmasaydı sürekli içeriye doğru yol alırdı belki de insan teki. Meslekler bazında farklılaşmak bir bakıma bu zaruretin sağlamasını yapmaktır. Ekmek parasını, ekmek yaparak kazanan bir fırıncı ustası ile ona muhtaç olan bir ayakkabı üreticisinin tabii ve zoraki iletişimidir bu. Artık dağ başında yaşayamayacağı modern hayat kurgusuyla iyice tescillenen insan teki, toplu yaşamaya muhtaç hâle gelmiştir. “Dağ başı” yakıştırması, kendi hayatını yaşayamayan “kentli insan”ın kendi hayatına temas edebilme ihtimali “kentli insan”ın kendi yaşantısından daha kuvvetli olan “kır yaşantısı”na tariz yollu yaptığı, yaparken de sirkatin söylediği bir tanımlamadır.

“Farz edelim ki hepimiz delirdik. Eşyalar da delirdi, tabiat da din de delirdi, sınai atılımlar da. Böyle bir delirmenin tam ortasında su bitti, ekmek bitti hatta kalmadı takat. Beynim nerede, gözlerimi gören oldu mu? Ellerim çalınmış, gövdem tozlanıyor rafta. Benden ne köy olur ne de kasaba Ben artık bir şehrim böyle bir delirmenin tam ortasında! ”

Kuvvetin elzem olarak doğaçlama ortaya çıkmak zorunda kaldığı “kır hayatı”nın aksine “kentli hayat”lar; imajinatif nezaket kaideleriyle âdeta her biri “şansölye” payesini almış, kendi hikâyesinden kahramanlar yontan, ruh yoksunu, narsistik kişilik bozukluğunun endamını arz ettiği bir meydanda, boy aynası gibi, aslında kendilerini seyrettikleri “raket billboard”lar hâline gelmiştir. Kuralların çelikten de kavi parmaklıklarıyla çerçevelenmiş kentli insanlara, kimlerin ölçüp biçtiği hayatlar giydiriliyor. Elinden daha çok iş çıkan insanların elleri, kesintisiz denilen eğitimlerle, ellerinden tek bir iş bile çıkamaz hâle getiriliyor. Bu topraklarla hamuru yoğrulan eller seküler aklın ellerine teslim ediliyor. Sekülerizmin elinden çıkan ellerin, kimin cebine girebileceğini kestirebilecek kişilerin var olduğunu aklım kesmiyor.

Maddi hayatın apartman yaşantısı ile birlikte dikeyliği, manevi hayatın aksine bir yön tayin etmiştir kendisine. Komşu sayısının kendiliğinden çoğalması tahammül katsayısını artırmayı da beraberinde getirmiştir. Katlar arasındaki malzemeden çalınmış incelme, mahremiyetin perdesini yırtmıştır. Ailenin kendi arasında konuştuğu söz, sırra kadem basarak akşam ajanslarında kamusal lakırdı halinde duyulur olmuştur. Çizgi filmle oyalanma çağını geride bırakan çocuklar, salındıkları parklarda, alışveriş merkezlerinin ışıltılı vitrinlerinde yahut gezindikleri sosyal medya sokaklarında akran grupları ile rastlantısal keşifler yapma yolculuğuna terk edilmişlerdir. Nüfus yoğunluğunu elinde bulundurma şampiyonluğunu kimseye bırakma niyetinde olmayan genç kitlenin ütopya zirvesi elbette 85 kelime ile konuşan Kalahari Çölü’ndeki Hoyson kabilesinin ardından seğirmek olmayacaktır. Esasında genç kitlenin ütopya zirvesi Pandora’nın kutusu mesabesindeki “üniversiteye kapak atmak” şeklinde iken, gençliğini “demli çay” kıvamında yaşayan “mesleksiz mezunların” düş ülkesi de kendilerine “fitre” düştüğü diyanetçe tescillenen ve meslekler tasnifi yoklamasında ismi dahi okunmayan “devlet memurluğu” şemsiyesi altına ıslanmadan girebilmektir. Modern zamanların zor zanaatı anne baba olmak barınma ve fizyolojik ihtiyaçların giderilmesi olarak algılanmaktadır. Dünün mahrumiyeti dibine kadar içen çocuklarının şimdi “mahrumiyetten mahrum” evlatları en az mideleri kadar şişirilmiş egolarıyla tatminsiz bir hâlde, uyuşuk kış sinekleri gibi vızıldamaktadırlar.

Rehavetin tütsülediği bu masum çocuklar dünün atari salonlarına muadil internet kafelerinde “Performans ödevi yapıyorum abi.” safdilliğiyle oyalanmaktadırlar. ”Biz çok çektik, çocuklarımız çekmesin” meşhur galatı ayakta uyuyup otel parası vermeyen hormonlu neslin işaret levhası hâline gelmiştir. Aletlerin değiştiğini, adetlerin değişmediğini kim bilir kaçıncı kez müşahede eder olduk. Temas ettiğimiz cari hayatın primitif durumları, hakikatin ateşini flulaştırmıştır. Mum ışığının titrek aydınlığını görmüş, şimdilerde ancak nostalji pazarlayan eskici dükkânlarında rastlanan gaz lambasına aşina bir neslin, ampulün kudretine amentü derecesinde imanı, teknoloji mitini gönüllerin mihrabına kıble yapmıştır. Tekniğe kutsallık izafe eden akıl Edison’u sorgusuz sualsiz, sırat köprüsüne ayak dahi bastırmadan düzenlediği teleferik seferleriyle kredi kartına on taksit kampanyasıyla altlarından ırmaklar çağlayan cennete yollayacaktır. Aynı aklın yerli versiyonu çocuklara “Akıl yaşta değil baştadır.” atasözünün suyuna kompozisyon yazdırırken, kanun gücüyle adeta “Akıl başta değil yaştadır.” diyerek aynı çocukları sabit kıldığı bir yaş diliminde okullara yazdırma şartı koymuştur. Şimdi akıl yaşta mıdır, başta mıdır? Taraf olmak, tezahüratın kesifleştiği taraftarlığa indirgenmiştir. Bir futbol şirketi tribününün taraftarlarına ait ritüeller, Tanrısal ibadet ikamesi olmuştur. Görsel medyanın patronları, illüzyonistlere taş çıkartacak hipnozlarla, aklıyla değil, gözüyle düşünen ahalinin aklını başından almıştır. Başsız kalan akıllar istatistik verilerde niceliksel ifadeler formatıyla baş tutmuştur.

“İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.” Sil baştan yaşama şansı vermeyen hayat, yanlış anlaşılmıştır. İnsanlık, hayat arabasını raydan çıkarmıştır. Buna mukabil yaşadıkları dönemin yozlaşmış olduğuna hükmeden bazı düşünürler uygulama imkânı olmayan zihinsel düzenler tasarlamışlardır. Farabi, Thomas More ve Campenella bu fantastik denebilecek kurguların önde gelen isimlerindendir. Globalleşme masalı ile birlikte küçücük bir kasabaya dönüştürülmek istenen ihtiyar dünya, gâh medeniyetler çatışması tezini gâh küresel ısınma meselesini gâhi de küresel krizin tiz sesini işitti az zamanda. Bu galiz galibiyetin rövanşı ütopyanın sponsorluğunda alınır ancak.

Yazılar

Yorumlarınız Bizim İçin Önemli

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli Alanlar * ile işaretlidir. Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Yanıttan vazgeç

Son Yazılar

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar