DEĞER

DEĞER

Bir sanat merkezinde tanınmış bir ressamın sergisi vardır, ressam sergisini gururla dolaşırken, resimlerden birinin karşısında durmuş resmi hayranlıkla izleyen bir kız çocuğu dikkatini çeker Ressam, çocuğun yanına yaklaşır “Resmi beğendin mi?” diye sorar. Kız çok ciddi bir sesle “evet” der ve “Acaba satılık mı? Anneme almak istiyorum” diye devam eder. Tablo yüzbinler değerindedir. Ressam gülerek

Bir sanat merkezinde tanınmış bir ressamın sergisi vardır, ressam sergisini gururla dolaşırken, resimlerden birinin karşısında durmuş resmi hayranlıkla izleyen bir kız çocuğu dikkatini çeker Ressam, çocuğun yanına yaklaşır “Resmi beğendin mi?” diye sorar. Kız çok ciddi bir sesle “evet” der ve “Acaba satılık mı? Anneme almak istiyorum” diye devam eder. Tablo yüzbinler değerindedir. Ressam gülerek sorar kıza “Kaç paran var?” Kız ciddi ciddi avucundaki paraları sayar. “83 liram var, bütün param bu” der. Ressam tablonun etiketine bakar ve “Ne şanslısın. Tablo da tam 83 liraya satılık. Al bakalım tablo senin” diyerek tabloyu kız çocuğuna verir. Bu diyaloğu karşıdan seyreden galeri sahibi ressamın yanına giderek şaşkınlıkla “Ne yapıyorsunuz siz! O tablo yüzbinler değerinde” der.

Ressam sakin ve mutlu bir şekilde cevap verir: Doğru benim tablolarıma yüzbinler verenler var ama bugüne kadar bütün servetini veren hiç kimse olmamıştı… Nasıl kaçırırım ben bu fırsatı… Evet her şeyin maddi bir karşılığı olabilir, fakat mana ile gerçek değerini bulmuşsa ona paha biçemezsiniz. Eğitimin de gerçek değerine maddi kazançla değil ahlak ve terbiye ile ulaştığını ve gerçek servetimizin de bu olduğunu bilmeliyiz.

Bir çocuğun naifliği ile başladık, öyle devam edelim. Bizlerin çocukluğunda elimize yiyecek bir şey verildiğinde hele bir de zor bulunan bir şeyse başkalarının da canı çeker diye topluluk içinde, arkadaşlarımızın yanında yiyemez, bir kenarda gizlice yerdik ve yediğin bir şeyi anlatmak da olmaz kabalık sayılırdı. Bu anlattığım bizim zamanımız için oldukça basit fakat ince bir davranıştı. Sosyal öğrenme yoluyla her çocuğun öğrendiği ve uyguladığı bu incelik için sanırım bugün madalya vermemiz gerekir. Mesela ‘’PAYLAŞMAK’’ şimdiki manasıyla sosyal medyada bir şeyler yayımlamak değildi. Bizleri birbirimize yaklaştıran dostlukları perçinleyen en önemli davranıştı. Evde pişen bir yemeğin kokusu komşuya da gitmiştir diyerek tabaklara doldurulup gönderilirdi. Bunun gibi daha birçok güzel davranışlarımız vardı. Bizleri biz yapan bu davranışların hepsi çocukluğumuz gibi yitip gitti. Peki bu güzel hasletleri yaşayan şimdinin yetişkinleri neden kendi çocuklarına aktaramadı bütün bu güzellikleri. Oturup düşünmemiz gerek. Okullar bu ve bunun gibi güzel davranışların üzerinde durmalıdır. Çocuklar paylaşmayı, başkasına saygı duymayı şimdiden öğrenmelidir. Güzel hasletler bizim milletimizin mayasıdır. Bizler bu maya üzerine inşa ettik bütün medeniyetimizi. İyi hasletlerle donatılmamış hiçbir eğitimin amacına ulaşmadığına inanıyoruz. Sevgi, saygı, sorumluluk, adalet, yardımseverlik, alçakgönüllülük… gibi değerlerle yoğurulmamış bir eğitim bizlere bir etiket kazandırsa bile bir değer katmayacağı kesindir. Bu sebepledir ki değer öğretimi bizler için öncelikli olmalıdır. Çünkü insan dünyaya geldiğinde her şeyi öğrenmek zorundadır, buna insanlık da dahildir.

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi, Her gün bir yere konmak ne güzel Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş, Dünle beraber gitti cancağızım Ne kadar söz varsa düne ait Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”

Mevlana değişim ve gelişimi bu veciz sözlerle ifade etmiştir. Evet bizler dünden taşıdığımız değerlerle yeni günlere , ufuklara ilerlemeliyiz.

Yazılar

Yorumlarınız Bizim İçin Önemli

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli Alanlar * ile işaretlidir. Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Yanıttan vazgeç

Son Yazılar

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar