O, SİZ DEĞİL!

O, SİZ DEĞİL!

Çocuklar kendileri üzerine kurulmuş birçok hayal ve beklenti ile gelir dünyaya. Ve hayata merhaba demeleri ile şekillenmeye başlar her şey, o kadar hayal ve beklenti ile savaşırcasına. Benlik algısı da zamanla oluşmaya başlar yavaş yavaş… “Ben kimim? Bu ben miyim? Ben ne olabilirim? Kendimi seviyor muyum?” gibi birçok soru çocuğun kendini algılaması ve bu algıları

Çocuklar kendileri üzerine kurulmuş birçok hayal ve beklenti ile gelir dünyaya. Ve hayata merhaba demeleri ile şekillenmeye başlar her şey, o kadar hayal ve beklenti ile savaşırcasına. Benlik algısı da zamanla oluşmaya başlar yavaş yavaş… “Ben kimim? Bu ben miyim? Ben ne olabilirim? Kendimi seviyor muyum?” gibi birçok soru çocuğun kendini algılaması ve bu algıları yorumlamaya başladığı andan itibaren kendi kendini sorgulaması ile birlikte gelir. Ve beraberinde birçok cevap… Çocuğun kendisi ile ilgili verdiği bu cevapların hepsi benlik algısını oluşturmaktadır. Sosyo psikolojik nitelikte olan benlik tasarımının gelişimi incelendiğinde bunun doğuştan gelen refleksler ve içgüdüler dışında öğrenilmiş davranışlar kategorisine girdiği görülmektedir. Benlik gelişiminin ilk belirtilerinin 2 – 3 yaş civarında; çocukta ısrar, inatçılık, dayatma, aynada kendini seyretme, üstünlük ve sahiplik duygularının dışa vurumu şeklinde belirgin hâle geldiği savunulur. Okul öncesi çağda, aile bireyleri çocuk için en önemli sosyal çevredir. Bu süreçte çocuk ailede önemli gördüğü bireyin davranışlarını taklit etmeye ve öğrenmeye çalışır. Yapılan araştırmalarda çocuk için önemli olan kişinin anne ya da baba olduğu görülmektedir. Eğer çocuk, o kişiden övgü sözleri duyar veya beğenildiğini algılarsa bir şey yapabilme ve bir şeyi başarabilme konusunda benlik algısı gelişimini olumlu yönde pekiştirmiş olur. Anne ve babanın çocukla arasındaki ilişki biçimi çocuğun olumlu ya da olumsuz yönde gelişimini önemli derecede etkilemektedir. Çocuğun başarı ya da başarısızlık yaşadığı durumlarda, ebeveynlerinin onu takdir etmesi (olumlu söylemlerde bulunması) ya da başarısızlık nedenlerini sorgulayarak çocukla birlikte çözüm üretmesi çocuğun olumlu ve gerçekçi bir benlik algısı geliştirmesine yardımcı olur.

Çocuğun hayatında kendi kendine ayakta durabileceği ortam onlara sağlanmalı ama o ortamda zorlandığı ilk saniyede elinden tutulmamalıdır. Bu durum kendi başına başarabilme, başkasına bağımlı olmama inançlarının gelişimine katkı sağlayacaktır. Bizim kültürümüzde anne ve baba olmak çok kutsal bir kavram. Bu kadar önemli bir sıfatı taşıyan ebeveynlere de yüklenilen birçok sorumluluk, görev, beklenti… Bütün bunların ışığında oluşan aile figürleri aşırı korumacı, otoriter vs. “Daha çok küçük, yemek yiyemez, yedir.” “Tek başına üstünü giyinemez giydir.” “Markete yalnız gidemez, henüz karşıdan karşıya geçemez.” “Odasını toplamak ve düzenlemekle uğraşmasın, yapamaz zaten.” “Duşa tek başına girerse keselenmez sen de gir.” Eğer bunları yapmazsan “vicdansız anne babasın.” Peki çocuk ve kendine dair düşünceleri?..

Çocuğun toplum içinde kendi benliğini kabul etmesinin yanında başkalarını da kabul edişi sağlıklı bir benlik gelişimi için önemli bir koşuldur. Başka bir deyişle benlik, toplumsallaşma ile başkalarının birey üzerindeki etkisiyle gelişirken birey gelişen benliğiyle başkalarını da etkiler. Çünkü benlik; başkalarından, başkalarının uyarımlarından çok etkilenir; o uyarımlarla yeni kazanımlar elde eder. Çocuğun kendi kendini algılamasıyla, başkalarının çocuğu algılamasının birbirleriyle örtüşmesi ise gerçekçi bir benliğin oluşmasının göstergelerinden sayılır. Sağlıklı bireylerde gerçek benlikleri (mevcut benlik) ve bireyin olmak ya da erişmek istediği benliği (ideal benlik) arasında kararlı bir uzaklık bulunur. Bu uzaklık öyle bir uzaklıktır ki ne var olan benden kopar ne de benliğin içerisinde tamamen yer alır. Uzaklığın gereğinden çok olması durumunda hedefler gerçekçi nitelikte değildir, ütopiktir ve ulaşılamazdır. Ulaşmak istediği benliğin (ideal benlik) var olmaması; bireyin gelişme, çaba ve isteğinin duraklaması; gerilemesi anlamına gelir. Başkalarının bireye yönelik her türlü izlenimi bireyin benlik yapısı üzerinde etki ve iz bırakır. Böylece başkaları aracılığıyla kendini daha iyi tanır, iç görü geliştirir.

Ailelerin, çocukları on beş yaşlarına geldiğinde değişen cümleleri: “Bu çocuk çok sorumsuz, odasını toplamıyor, açlıktan ölse mutfağa girip bir şey yapmaz, hâlâ duş alma süresini ayarlayamıyor, odasından yediği aburcuburun jelatinleri çıkıyor. Ne zaman büyüyecek?” Şikâyetlerle devam eden süreç… Vicdanlı anne baba olmak istememizin ya da kendimize yüklediğimiz büyük sıfatlarla çocuğun benliğini yok saymamızın eseri.

Fakat benlik algısı değişmeye ve gelişmeye devam eder. İki uçta var olan davranış ve on beş yıl boyunca öğretilenin tam tersinin beklenmesi: Yeniden benlik oluşturmayı istemek. Hayatımızın en kıymetli varlığı olarak gördüğümüz çocuklarımızın bir canlı ve bizden bambaşka olduklarını fark etmek lazım. Fark etmek lazım, onların hayatının tamamının bizim duygularımız, beklentilerimiz ya da o büyük sıfatlarımız yüzünden yıkıp yıkıp tekrar oluşmayacağını. Aşırı sevgi ve sorumlulukla birlikte verdiğimiz hasarı fark etmek lazım. Çocuğunuzun kendini bulmaya ve anlamaya çalışmasına ışık tutmak ve o yolda onunla olduğunuzu hissettirmek en önemli nokta. Ama düştüğünde kendisinin kalkmaya çalışması gerektiğini, alabileceği sorumluluk ve yapabileceği işi de ilk önce kendinin üstlenmesi gerektiğini, hoşlandığı ya da hoşlanmadığı şeylere kendinin karar verebileceğini bilmeli. Benlik kavramı kişiliğin çekirdek alanını oluştururken, bu alanın gelişiminde çocuğun deneyimlediği ve öğrendiği herşey ilerleyen zamandaki tercihleri ve inançlarının en büyük belirleyicisi olacaktır.

Yazılar

Yorumlarınız Bizim İçin Önemli

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli Alanlar * ile işaretlidir. Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Yanıttan vazgeç

Son Yazılar

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar