SOSYAL PAYLAŞIM SİTELERİ ZİHNİNİZİ KONTROL EDİYOR

SOSYAL PAYLAŞIM SİTELERİ ZİHNİNİZİ KONTROL EDİYOR

Başkalarının dikkatinizi dağıtmasından ve manipüle etmesinden kaçınarak istediğiniz yaşamı nasıl yaşayabilirsiniz? Bunu yapmak için nasıl çalıştığınızı bilmeniz gerekiyor. Eskiler, “kendini bil” diye öğüt verirlerdi. Ne yazık ki, bu konuda çoğu kez kötü durumdayızdır. Ama buna karşın başkaları bizi gittikçe iyi tanıyor. Zekamız, cinsel eğilimimiz ve çok daha fazlası Facebook beğenilerimiz sayesinde tahmin edilebiliyor. Dijital izlerimizdeki

Başkalarının dikkatinizi dağıtmasından ve manipüle etmesinden kaçınarak istediğiniz yaşamı nasıl yaşayabilirsiniz? Bunu yapmak için nasıl çalıştığınızı bilmeniz gerekiyor. Eskiler, “kendini bil” diye öğüt verirlerdi. Ne yazık ki, bu konuda çoğu kez kötü durumdayızdır. Ama buna karşın başkaları bizi gittikçe iyi tanıyor. Zekamız, cinsel eğilimimiz ve çok daha fazlası Facebook beğenilerimiz sayesinde tahmin edilebiliyor. Dijital izlerimizdeki verileri kullanan cihazlar, kişiliğimizi anlamada arkadaşlarımızdan ve ailemizden daha iyiler. Yakın gelecekte sosyal ağlardaki verilerimizi kullanan yapay zeka daha fazlasını biliyor olacak. 21. yüzyılın zorluğu, başkaları bizi bizden daha iyi tanıdığı zaman nasıl yaşayacağımız olacaktır. Peki bu günlerde ne kadar özgürüz? İlgilerimizi ele geçirmek ve satmak için tesis edilmiş sektörler mevcut ve en iyi tuzak da sosyal ağlar. Facebook, Instagram ve Twitter, bizi paylaşılan insanlığımızın kamp ateşinin etrafına çekmekte. Hatta bizim açımızdan kişisel ve politik maliyetleri de vardır. Kullanıcıların, bu sitelerin faydalarının zararlarından daha fazla olup olmadığına karar vermesi gerekiyor. Bu karar özgürce alınmalıdır. Ancak sosyal ağ siteleri potansiyel olarak bağımlılık yapıyorsa bu mümkün olabilir mi? Aynı zamanda kararlar bildirilmeli de. Fakat perde arkasında neler olup bittiğini bilmiyorsak bu da mümkün olabilir mi? Facebook’un ilk başkanı Sean Parker, yakın bir zamanda bu sosyal ağın kurulmasına giden düşünce sürecinden bahsetti. Bunu şöyle tanımladı: Mümkün olduğunca zamanınızın çoğunu ve bilinçli farkındalığınızı nasıl tüketiriz? Bunu yapmak için kullanıcıya bu sosyal ağın verilmesi gerekiyordu: Birisi bir fotoğraf ya da bir gönderiyi beğendiği ya da yorumladığı için, ara sıra küçük bir dopamin (mutluluk hormonu) salgılandı… ve bu sizi daha fazla paylaşımda bulunacak hale getirecekti. Parker şöyle devam etti: Tam da benim gibi bir hackerın ortaya attığı şey. Çünkü insan psikolojisindeki bir zafiyetten yararlanıyorsunuz… Mucitler, yaratıcılar, ben ve Mark Zuckerberg… Bunu bilinçli olarak anladık ve yine de yaptık.

İnsan, insanın zayıf noktalarını oluşturmaya gereksinim duyuyor
Peki bu zayıf noktalar, zafiyetler nelerdir? İnsanların temel bir aidiyet ihtiyacı ve toplumsal statü açısından temel bir arzusu vardır. Yani beynimiz kendimizle ilgili olan bir bilgiye ödülmüş gibi davranır. Davranışımız yiyecek ya da para gibi şeylerle ödüllendirildiğinde beynimizin “değerlendirme sistemi” devreye girer. Bu sistemin büyük bir kısmı, kendimizle alakalı bilgiyle karşılaştığımızda da etkinleştirilmiş olur. Dolayısıyla bu tür bilgiye büyük önem verilmektedir. Bu nedenle, birisi adınızı söylerse -hatta gürültülü bir odada-kendiliğinden bilincinize yerleşmiş olur. İtibarımız ve sosyal statümüz ile ilgili bir bilgi özellikle önemlidir. Buna karşı duyarlı olmak için programlanmış durumdayız. Sosyal hâkimiyetimizi sadece 15 aylıkken anlayabiliyoruz. Sosyal paylaşım siteleri bizi ele geçirmekte, çünkü bizi ilgilendiren bilgiler içeriyor ve toplumsal statü ve itibarımızla bağlantı kurmuş oluyor. Ait olma ve popüler olma ihtiyacınız ne kadar çoksa ve beyninizin ödül merkezleri artan itibarınıza ne kadar güçlü karşılık veriyorsa, paylaşım sitesinin bildirim sesi o kadar karşı konulmaz oluyor.

Sosyal medya bir bağımlılık mıdır?
Kumar bir bağımlılıktır çünkü kazanmadan önce ne kadar bahis oynamak zorunda kalacağınızı bilmiyorsunuz. B.F. Skinner 1950’lerde Harvard güvercin laboratuvarında bunu ortaya çıkardı. Eğer güvercinlere her zaman yiyecek verilirse çok kez düğmeyi gagalıyorlar. Eğer düğmeye bastığında sadece arada bir yiyecek veriliyorsa, daha fazla gagalamakla kalmıyor aynı zamanda bunu dürtünün etkisiyle heyecanlı bir şekilde yapıyorlar.iSkinner’in güvercin laboratuvarının 2004’te Harvard’da “iki değişiklikle” yeniden ortaya çıkarıldığı tartışılabilir. Adı Facebook’tu ve bu sefer güvercinler kullanılmadı. Facebook’u kontrol ettiğinizde, birisinin sizinle alakalı bir bilgi paylaşıp paylaşmayacağını tahmin edemezsiniz. Sosyal paylaşım siteleri kişilerin kendileriyle ilgili önemli bilgileri alan otomat makineleri gibidir. Bu da milyarlarca insanı manivela gibi kendilerine çekmelerinin sebebidir.

Bundan dolayı bu paylaşım siteleri bağımlılık yapıyor olabilirler mi?
Facebook, kendisini “bağımlılık okulu” olarak resmi bir şekilde ilan etmişti. Günümüzde bazı araştırmacılar Facebook bağımlılığının “realiteye dönüştüğünü” ileri sürmektedir. Ama yine de bu durum psikiyatrik bir bozukluk olarak tanımlanmamakta ve kavramla ilgili muammalar devam etmektedir. İnsanlar Facebook üzerinde oyunlardan sosyal ağlara kadar pek çok etkinlikle uğraşıyor. Dolayısıyla “Facebook bağımlılığı” teriminin belirliliği net değildir. Bunun yanı sıra, Facebook birçok paylaşım sitesinden yalnızca bir tanesi olması sebebiyle “Sosyal ağ bağımlılığı” terimi daha uygun düşmektedir. Yine de “bağımlılık” teriminin kendisi potansiyel olarak tartışmalı bir durumdadır. Bağımlılık genel anlamda yaşamınızdaki sorunlara neden olan kronik koşullar olarak düşünülür. Ama bunun yanı sıra 5 yıl süren bir araştırmada egzersiz yapma, seks, alışveriş ve video oyunları gibi bağımlılık olarak adlandırılan bir çok aşırı davranışın geçici olduğu net bir şekilde ortaya koyuldu. Dahası, aşırı sosyal ağ kullanımının herkes için soruna neden olması gerekmiyor. Aslında bir eyleme karşı aşırı ilgi göstermeyi bağımlılık olarak etiketlemek, günlük davranışlarda aşırı derecede patoloji sonucunu doğurabilir. Burada genel durum anahtar konumundadır. Bütün bunlara rağmen aşırı derecede sosyal ağ kullanımı, bağımlılıkla ilişkili belirtilere yol açtığı konusu ikna edici bir şekilde öne sürülmüştür. Paylaşım siteleriyle zihninizi meşgul etmek, sırf ruh halinizi değiştirmek için onları kullanmak, benzer neticeleri elde etmek için gitgide daha çok kullanmaya ihtiyaç duymak ve sıklıkla tekrar kullanmaya başlamanıza neden olan bu alışkanlık engellendiğinde oluşan uzaklaşım etkilerinden rahatsız olmak ve acı çekmek bağımlılık belirtileridir. En iyi tahminle ergenlik çağındaki kullanıcıların yaklaşık %5’i belirgin düzeyde bağımlılık benzeri belirtilere sahiptir.

Kontrolü geri almak
Sosyal paylaşım siteleri bizi ele geçirip tüketmeden onlardan nasıl faydalanabiliriz? Şirketler bağımlılık riskini azaltmak için sitelerini yeniden tasarlayabilir. Bağımlılığı teşvik eden ve kişilerin kullanımlarını kendilerinin kontrol etmesini kolaylaştıran özellikler için varsayılan çıkış ayarlarını kullanabilirler. Ancak kimileri teknoloji firmalarından yaptıkları şeyi daha az kaliteli yapmalarını istemenin komik bir talep olduğunu belirtiyor. Bu nedenle belki de tütün endüstrisinde kullanılanlara benzer şekilde devlet düzenlemelerine ihtiyaç duyulabilir. Kullanıcılar, kişisel sebeplerin onları sorunlu kullanıma karşı korunmasız hale getirip getirmediğini de hesaba katabilirler. Aşırı kullanıma işaret eden etmenler, olumsuz duygular yaşamaya, günlük sorunlarla başa çıkamamaya, kendi kendini geliştirme gereksinimine, yalnızlık ve bir şeylerden mahrum kalma korkusuna karşı artan eğilimleri içermektedir. Bu faktörler elbette ki herkes için geçerli olmayacaktır. Son olarak, kullanıcılar kendilerini güçlendirebilir. Freedom, Moment ve StayFocusd gibi akıllı telefon uygulamalarını kullanarak paylaşım sitelerinde harcanan zamanı sınırlandırmak hali hazırda mümkündür. Bunu yapmanın zor olmasına karşın, Facebook kullanıcılarının çoğunluğu kendi iradesiyle bu siteyi kullanmaya ara vermektedir. Ünlü İnvictus (Yenilmez) şiirinde dile getirildiği gibi;

“……
Kaderimin efendisi benim
Ruhumun kaptanı benim”
Ne yazık ki, gelecek kuşaklar bunları anlaşılmaz bulabilir.

Çeviren: Arif BENGÜ Eğitimci – Çevirmen

i Edimsel koşullanma ve Skinner’in güvercin deneyi.
Bu makale, İrlanda Dublin Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji ve Nöropsikoloji alanında doçent olarak görev yapan Doç. Simon McCarthy-Jones’in The Conversation’da yayınlanan makalesinin tercümesidir. Makalenin orijinal metni: https://theconversation.com/social-networking-sites-may-be-controlling-your-mind-heres-how-to-take-charge-88516

Yazılar

Yorumlarınız Bizim İçin Önemli

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli Alanlar * ile işaretlidir. Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Yanıttan vazgeç

Son Yazılar

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar