GALAT-I MEŞRU

GALAT-I MEŞRU

Çin’li bilgin Konfüçyus’a sormuşlar: Bir ülkenin yönetimi sizde olsa ilk iş olarak ne yapardınız? Evvela dili düzeltmekle işe başlardım, demiş filozof ve açıklama bekleyen bakışlar karşısında devam etmiş; Dil, düzensiz olursa sözler düşünceyi tam olarak anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa insanlar arasında anlaşmazlıklar çıkar. Anlaşmazlıklar büyüdükçe fitne, kavgalar, çatışmalar meydana gelir. Bunlar da devletin düzeninin bozulmasına

Çin’li bilgin Konfüçyus’a sormuşlar: Bir ülkenin yönetimi sizde olsa ilk iş olarak ne yapardınız? Evvela dili düzeltmekle işe başlardım, demiş filozof ve açıklama bekleyen bakışlar karşısında devam etmiş; Dil, düzensiz olursa sözler düşünceyi tam olarak anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa insanlar arasında anlaşmazlıklar çıkar. Anlaşmazlıklar büyüdükçe fitne, kavgalar, çatışmalar meydana gelir. Bunlar da devletin düzeninin bozulmasına sebep olur. Düşüncelerimizi tam olarak ifade edebilmemiz için söylediğimiz kelimelerin hangi anlama ya da anlamlara geldiğini bilmemiz önemlidir. Kelimelerin sözlük anlamı yüzeysel olarak o kelimeyi tarif eder. Fakat bazen sözlükler de doğru tanımlamayı yanlış kelime ile ifade eder. Bu, ‘Galat-ı Meşhur’ dediğimiz ‘Kelime ve deyimlerin yaygın olarak yanlış anlam veya biçimde kullanılması sonucu doğrusunun yerini alması’ halidir. Fakat yanlış olduğu halde halk diline o kadar yerleşmiştir ki hem anlatan hem de anlayan kelimenin yanlış olduğunu bilmeden birbirleriyle doğru şekilde anlaşabilirler. O yüzden ‘Galatmeşhur lügat-ı fasihadan evladır’ denir. Yani, yanlış olduğu halde halk dilinde yaygın olarak kullanıldığı için sözlüğe bakıp da bu kelimeleri düzeltmeye çalışmak gereksizdir’ anlamındadır. Galat-ı meşhur örneklerine en çok deyimlerimizde rastlanır: ‘Sükut-u hayale uğramak’ deyimi ‘hayal kırıklığı yaşamak’ olarak bilinir. Lakin burada kullanılması gereken kelime ‘bir vazifeden ayrılma, düşme, aşağı inme’ gibi anlamlara gelen ‘sukut’ olmalıdır. Diğer türlü anlam ‘sessiz hayale uğramak’ olur ki, manasız bir deyim olur.

‘Göz var, nizam var’ olarak kullanılan deyimde ‘nizam’ın kelime anlamı ‘düzen, sıra, dizi’dir. Asıl kelime ‘anlayış, akıl’ anlamlarındaki ‘iz’an’dır. Fakat ‘nizam’ kelimesi deyimin anlamına o kadar iyi oturmuştur ki, iz’an’dan daha çok kullanılır olmuştur.

‘Elinin körü’ deyimi ‘sorup durma, olan oldu’ benzeri anlamlara gelen bir tersleme deyimidir. Fakat ‘el’in ‘kör’ olmasının ne anlama geldiğini söyleyen de bilmez. Doğrusu ‘ölü’nün Farsça’da ‘mezar’ anlamına gelen ‘gur’ kelimesiyle birleşip ‘iş bitti, olan oldu’ anlamında ‘ölünün gur’u’ deyimi olmalıdır.

‘Hatasıyla sevabıyla’ deyiminin doğrusu ‘hatasıyla savabıyla’ olmalıdır. Buradaki ‘savab’ kelimesi ‘doğru düşünce’ anlamındadır. Fakat hata ve sevap zihinlerde birbirleriyle zıt bir anlam taşıdığı için yaygın şekilde yanlış kullanılır olmuştur.

‘Enva-i çeşit’ tabiri ‘çeşitlerli çeşit’ gibi manasız bir kullanımdır. Zira ‘enva’ çeşitler’ anlamına gelir. Yine aynı şekilde ‘evlatlar, eşkıyalar, evliyalar, meşrubatlar vb.’ bazı kullanımlar çoğulu çoğul yapma yanlışıdır. Çünkü, evlat ‘velet’in’, eşkıya ‘şaki’nin, evliya ‘veli’nin, meşrubat ‘meşrub’un çoğul halidir zaten. ‘Eyyam’ kelimesi ise Arapça ‘yevm’ kelimesinin çoğulu olarak ‘günler, gündüzler’ demektir. Kendi zamanının, gününün kudretini kullanma anlamında ‘eyyamcı’ olarak deyimleşmiştir. Eyyam kelimesinin bir diğer anlamı da ‘geminin gideceği yöne esen rüzgar’dır. ‘Rüzgar’ Farsça’da ‘gün, vakit, gündüz, çağ’ gibi Arapça’da kullanılan ‘eyyam’ kelimesi ile aynı anlamlara gelir. Gemiciler demir alırken ‘eyyam ola’ yani ‘rüzgar bizim tarafımızda olsun olsun’ anlamında şarkı söylerler. Denizcilerin kullandığı ‘heyamola’ diye bilinen kelimenin aslı budur. Yine güreş terminolojisinde pehlivanları teşvik amacıyla ‘hayda bre meydana!’ nidası ‘hodri meydan’ olarak değişerek meydan okuma tabiri olmuştur. ‘Su uyur, düşman uyumaz’ deyimindeki ‘su’ galattır. Doğrusu ‘asker’ anlamına gelen ‘sü’ kelimesini kullanmaktır. ‘Atlı asker’ dediğimiz ‘süvari’ de ‘askere benzeyen, asker gibi’ demektir. Bir insanın ‘Dilinde tüy bitmesi’ demek ‘uzunca bir süre bir şeyi anlatmaya çalıştıktan sonra ortaya çıkan olumlu veya olumsuz durumu belirtmek’ demektir. Lakin, buradaki ‘tüy bitmesi’, ‘olan bir şeyin tükenmesi’ değil aksine ‘olmayan bir şeyin belirli aşamalardan sonra yeşermesi, filizlenmesi’ gibi bir anlam taşır. Misal, ‘Tarlam o kadar bereketli ki, ne eksen bitiyor’ cümlesindeki anlamında anlaşılmalıdır.

‘Nüans’ kelimesi ‘hassas renk ayrımı’nı belirten sanatsal bir ifade iken ‘nüans farkı’ tabiri ‘fark farkı’ gibi abes bir açıklama ortaya çıkarır. Ama hal böyleyken Ana Haber Bülteni sunan deneyimli
spikerler bile bu şekilde kullanır ve halk ne demek istendiğini anlar. Farsça ‘kap, muhafaza’ anlamı veren bir ek olan ‘-dan’ eki çeşitli şekillerde dilimize girmiştir. Örneğin, ‘şam-dan’ dediğimiz nesne ‘Şam’ vilayetinden gelme değildir, ‘şem’ ‘mum’ demektir. ‘Şemdan’ ise ‘mum kabı, mumu muhafaza eden’ anlamındadır. Yine ‘cüzdan’ kelimesi eskiden Kur’an cüzlerini taşımak için kullanılan bir muhafaza iken paranın da içinde saklandığı bir kap olmuştur. Bu durumda kullanılan ‘çaydanlık’, ‘yağdanlık’ ve ‘buhurdanlık’ kelimeleri yanlış kullanımdır. Çaydanlık kelimesi Ahmet Vefik Paşa’nın Lugat-ı Osmani’sinde ‘çaydan’ olarak geçerken arada nasıl bir değişime uğramışsa Türk Dil Kurumu’nun 1945 tarihli ilk baskısında ‘çaydanlık’ olarak yer almış ve benimsenmiştir. ‘Hileye ve sahtekarlığa dayanan’ anlamında ‘hile hurda’ tabirini kullanırken kimsenin aklına ‘hurda’nın burada ne işi var, sorusu gelmez. Bu deyimin aslı Arapça ‘aldatma, dalavere, hile’ anlamlarına gelen hud’a kelimesiyle yapılan ‘hile hud’a’dır. Dil döndüğü kadarıyla kelimeyi değiştirir; ‘benefşe’yi ‘menekşe’, ‘hud’a’yı ‘hurda, ‘nerdüban’ı ‘merdiven’, ‘şanjman’ı ‘şanzuman’, ‘yad-est’i ‘lades’, ‘destuvan’ı ele giyildiği için ‘eldiven’, ‘dest-gah’ı ‘tezgah’ vb. okutan dilin yapısıdır.

‘Eften püften’ kelimeleri dilimize ‘pelesenk’ etme demeyin, çünkü kelimenin aslı ‘entipüften’dir. ‘Entipüf ’ Arapça ‘kinaye, boş, saçma’ anlamlarına gelir. Hakeza ‘pelesenk’ bir ağaç türü iken doğru kullanımı olan ‘perseng’ ya da ‘parseng’ ise ‘teraziyi denkleştirmek için diğer kefeye konan ağırlık’ demektir. Fatih Sultan Mehmed’in damadı olan ve Osmanlılara sık sık başkaldıran İkinci Karamanoğlu Mehmed Bey yine bir isyan sonrası Fatih’in huzuruna çıkmış ve bir daha isyan etmeyeceğine dair elini göğ- süne koyarak ‘Bu can, bu tende ‘göğüste’ durduğu müddetçe size bir daha isyan etmeyeceğim’ diyerek söz verir. Çadırdan çıktıktan sonra göğsünde sakladığı güvercini salar ve ‘Bu can bu tenden çıkmıştır. Verilen sözün hükmü kalmamıştır’ der ve yine isyan eder. ‘Karaman’ın koyunu (göğsü), sonra çıkar oyunu’ deyimindeki ‘koyun’ hayvan olan değil, ‘göğüs, sine’ anlamına gelen ‘koyun’ kelimesidir. Beden dilinde bazı jestler o jeste uygun kavramları karşılar. ‘Nanik’ dediğimizde çoğumuz baş parmağımızı burnumuzun ucuna değdirip karış açarak diğer parmakları dalgalandırmak suretiyle ‘benden sana dalga’ gibi bir anlam yükleriz, ki bu kelime sanıldığı gibi Ermeniceden değil Fransızca aynı anlamda ‘la nique’ kelimesinden geçmiştir. İşaret parmağımızı şakağımıza götürüp sağa sola çevirince ‘kafadan kontak’sın gibi bir anlam çıkar. Bu da arabanın kontağını çevirmek işaretine göndermedir. ‘kafa açılıp kapanıyor sürekli’ der gibi.

‘Hamsi’ adının nereden geldiğine dair iki farklı görüş var; İlk görüşe göre, kışın ilk 40 günlük dönemine ‘zemheri’, sonraki 50 günlük dönemine ‘hamsin’ denirmiş. İşte bu balık kışın 50 günlük döneminde daha çok avlandığı için ‘hamsin’ kelimesi bozularak ‘hamsi’ olmuş. İkinci görüş ise daha çok Farsça’dan alınmış. Farsça ‘eğrilik, kıvrım’ anlamındaki ‘ham’ kelimesi ‘otuz’ sayısını belirten ‘si’ kelimesiyle birleşerek ‘30 kıvrımlı’ anlamındaki ‘hamsi’ oluşmuş, ki hamsi’nin de 30 kılçığı olduğu bilinir.

‘Ez’ başına geldiği kelimeye ‘-den, -dan’ eki getiren bir önektir. ‘ber’ yine farsça ‘göğüs’ anlamına gelir. dolayısıyla ‘ezber’, ‘göğüsten gelen, içten gelen’ gibi bir anlam taşır. ‘ezberden’ kullanımı yanlıştır.

‘Hacamat’ şişe veya bardak kullanarak kirli kanı bunların içinde toplayarak neşterle alma işidir. bu iş sonucu oluşan kabartıya ‘hacim’ denir. tahminime göre matematikte kullanılan ‘hacim’ kelimesi 3.boyutu gösterme açısından buradan dilimize girmiştir. Bu yazıyı hazırlarken ‘efradını cami, ağyarını mani’ olacak şekilde hazırlamaya özen gösterdim. Lakin mutlaka ‘keşke şunu da yazsaydım’ dediğim tanımlamalar olacaktır. Amacım öğrendiklerimi aktarabilmek, neyin doğru olacağının takdiri sizlere kalmış. ‘Happiness’e mutluluk ve esenlik dolu bir yıl dileğiyle.

Yazılar

Yorumlarınız Bizim İçin Önemli

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli Alanlar * ile işaretlidir. Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Yanıttan vazgeç

Son Yazılar

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar