DAVRANIŞLARIMIZIN KÖKENİ

DAVRANIŞLARIMIZIN KÖKENİ

Davranış, insan organizmasının dışarıdan görülebilen, her türlü etkinliğidir. Organizmanın kendisince hissedilebilen tepki ve hareketlerinin tümü bir davranıştır. İnsan doğduğunda; yalnızca “soluma, emme, ağlama, hıçkırma, hareket etme” gibi bilinçsiz, içgüdüsel ve fizyolojik kökenli davranışlara sahiptir. Bu tür davranışlar insan neslinin tümünde, hatta diğer memeli canlıların yavrularında da görülür. Bu tür biyolojik güdülerin neden olduğu sınırlı davranışlar

Davranış, insan organizmasının dışarıdan görülebilen, her türlü etkinliğidir. Organizmanın kendisince hissedilebilen tepki ve hareketlerinin tümü bir davranıştır. İnsan doğduğunda; yalnızca “soluma, emme, ağlama, hıçkırma, hareket etme” gibi bilinçsiz, içgüdüsel ve fizyolojik kökenli davranışlara sahiptir. Bu tür davranışlar insan neslinin tümünde, hatta diğer memeli canlıların yavrularında da görülür. Bu tür biyolojik güdülerin neden olduğu sınırlı davranışlar her canlıda mevcuttur. Ancak insan yavrusu dünyaya geldikten sonra, büyüdükçe ve geliştikçe kalıtsal olarak sahip olduğu beyin gücü sayesinde öğrenilmiş davranışlar (edinsel davranış) edinir. Böylece insan davranışları diğer canlılardan farklı hale gelir; yaşam süreci içinde zenginleşen davranışları sayesinde, insan çevresine egemen olur; sosyal bir varlık haline gelir. İnsanı insan yapan ve insanı diğer canlılardan ayıran en temel özellik edinsel (öğrenilmiş) davranışlardır.

Davranışlarımızın İki Dünyası
Esasen her insan “fiziki ve kültürel” olmak üzere iki ayrı ortamda dünyaya gelir. Her insanın davranış kalıpları bu iki dünyanın etkileriyle biçimlenir. Zira insan yavrusunun edinmiş olduğu öğrenilmiş davranışları, içinde doğduğu fiziki ve kültürel çevrenin etkisi ile gelişir ve biçimlenir.

**Fiziki Dünya: İnsanoğlunun içinde dünyaya geldiği coğrafya, ülke, aile, toplum, iklim, doğa, sosyo-ekonomik koşullar gibi özelikleri vardır. Bu özellikler insan davranışlarının belirleyicileridir. Ancak hangi coğrafyada, ülkede, bölgede, toplumda, ailede, iklimde, doğa ortamında sosyal ve ekonomik koşullarda vb. dünyaya gelmesi insanoğlunun elinde değildir. Örneğin bir insan çöl ya da kutup koşullarında, kentte ya da köyde, farklı ülkelerde doğabilir. Zengin ya da fakir bir ailenin, gelişmiş ya da gelişmemiş bir toplumun bireyi olabilir; doğduğu, yaşadığı evin koşulları (oda sayısı, banyosu, ısınması, tuvaleti vb.) farklılıklar taşıyabilir. Bu nedenle insan davranışlarının şekillenmesinde, bireyin içinde bulunduğu fiziki koşullar çok önemlidir. Fiziki dünya aynı zamanda kültürel dünyayı da etkiler. Örneğin doğduğumuz yerde yetişen besin maddeleri fiziki dünyamız ile ilgilidir. Besin maddelerini nasıl pişirdiğimiz ve yediğimiz ise kültürel kaynaklı davranışlarımızla ilgilidir.

**Kültürel Dünya: İnsanoğlunun içinde dünyaya geldiği ailenin ve toplumun kültürel özellikleri vardır. Bu özellikler insan davranışlarının belirleyicileridir. Zira dünyaya gelen insan, ilk edinsel davranışlarını anne-babasından ya da aile bireylerinden öğrenir. Anne-baba ile etkileşimde bulunan yavru için, ailenin rehberliğinde (kılavuzluğunda) öğrenme, öğrenme-öğretim, eğitim süreci başlar. Örneğin yavru sevme, sevilme, toplumsallaşma gibi duyuşsal (duyguya dayalı) davranışlarını; konuşma, anlama, tanıma, yorumlama gibi bilişsel (bilgiye dayalı) davranışlarını; oynama, eşyalarını kullanma, yemek yeme, tuvalete gitme, temizlenme giyinme gibi devinişsel (harekete dayalı) anne-babanın rehberliğinde aileden öğrenir. Bir bakıma içinde bulunduğu toplumun etkisi altında bulunan aile, yavrusuna toplumun değer yargılarını (gelenek, görenek, örf ve adet vb.) öğreterek kültürel bir davranış kalıbı oluşturur.

Her insan büyüyüp geliştikçe etkileşim çemberini genişletir. Böylece içinde bulunduğu toplumun üyesi haline gelir. Zira her geçen gün genişleyen etkileşim çemberi içinde insanın edinsel davranışları da zenginleşir. Çünkü insan büyüyüp geliştikçe daha geniş bir ilişkiler halkası içinde toplumla; toplumsal olaylar, yargılar ve kurumlar ağıyla doğrudan tanışır. İnsanın rastlantısal (informal) olarak fiziki ve kültürel çevresinin etkisiyle oluşturduğu davranış kalıplarının toplamı, aynı zamanda o bireyin kişiliği, kimliği ve kültürü haline gelir. Örneğin insan içinde doğduğu toplumun bir ürünü olarak okuma yazma öğrenmeden bir dil edinir; bir inanç sistemi oluşturur; sosyalleşerek o toplumun üyesi olur; konuşması, algılaması, değer yargıları, alışkanlıkları, sağlıkla ilgili yaşam tarzları buna göre biçimlenir.

Davranışlarımızın Biçimlenmesi

İnsan davranışları “bilişsel, duyuşsal ve devinimsel” olmak üzere üç ayrı şekilde biçimlenir:

**Bilişsel Davranış (Bilgi): İnsanın beyin korteksinde zihinsel yetenekleriyle oluşturduğu davranışlarıdır. Bilişsel davranışlar; bilinç düzeyinde duyma, algılama, bellekte saklama, anımsama, düşünme, yorumlama, sorun çözme, kavram ve ilke öğrenme, öğrendiklerini kullanma gibi nörofizyolojik etkinlikleri içerir. Bilişsel davranışlar kısaca “bilgi” olarak tanımlanır. Bilgi tüm davranışlarımızın temeli ve kaynağıdır. Bilgiler kuşaktan kuşağa denenerek, süzülerek gelen, dünyaya ve insan yaşamına ilişkin gerçeklerdir. Bilgiler, insan beyninin yaratıcı gücüyle üretilir. Yeni insan kuşakları, eski insan kuşaklarından aktarılan bilgilere yeni bilgiler ekleyerek günümüz uygarlığına ulaşılmıştır. Bu nedenle öğrenme, öğretme ve eğitim süreçlerinin temelinde bilişsel davranışlar vardır. Bilgi, çevresel etkileşimlerin (gerçeklerin) insan beyni ile buluşması sonucu zihinde (beyin kabuğunda) oluşan bilinç olgusudur. İnsana ait olan bilgi olgusu, insana erk (güç) ve üstünlük kazandırır. Bilgi düşünmenin ve edinsel tüm davranışların olmazsa olmazıdır. Zira bir konuda bilgi edinilmeden düşünülemez ve insan kendi davranışlarını ya da ilişkilerini doğru yönetemez.

**Duyuşsal Davranış (Tutum): İnsan organizmasında uyarıcıların etkisiyle nörofizyolojik değişiklikler sonucu oluşan duygusal tepkidir. Bu tepki beynin “limbik sistem” denilen bölümünde oluşur. Oluşan tepki organizmamızı etkileyerek organlarımızın çalışmasında ani değişiklikler yaratır. Örneğin kalbimizin çalışması hızlanır, hormonlarımızın salgı miktarı değişir. Bu tür tepkiler ya da değişiklikler bilişsel düzeye ulaşınca, insan bedeninde “mutluluk ya da mutsuzluk” olarak adlandırdığımız duygular hissedilir. Bu nedenle insan duygulanan ve duygularıyla davranışlar gösteren bir varlıktır. Zira sevinmek, üzülmek ya da gülmek, ağlamak insana ait davranışlardır. Genellikle olumlu duyular (haz duyulan) olumlu davranışlara, olumsuz duygular (acı duyulan) ise olumsuz davranışlara neden olur. Örneğin “sevme, sevilme, hoşlanma” gibi duygular olumlu; “sevmeme, sevilmeme, hoşlanmama” gibi duygular ise olumsuz tutum ve davranışlara yol açar. Bu durum; insanın mutlu ya da mutsuzluğuna, başarılı ya da başarısızlığına, uyumlu ya da uyumsuzluğuna, sağlıklı ya da sağlıksızlığına neden olan yaşamı da beraberinde getirir. Duyuşsal davranışların toplamına “tutum” denir.

**Devinişsel Davranış (Beceri): İnsanın bedensel hareketleriyle gerçekleştirdiği beceriye yönelik psiko-motor davranışlarıdır. İnsanın bedensel yapısı istemli ve bilinçli olarak hareket etme özelliğine sahiptir. Zira insan organizmasını oluşturan sinir, kas, kemik ve eklem sistemi buna göre yapılanmıştır. İnsan bilgisine ve duygusuna dayanarak gözlerini, kollarını, ellerini, parmaklarını, bedenini vb. istemli olarak hareket ettirerek pek çok öğrenilmiş becerilere sahip olur; öğrenilmiş bilgi ve becerilerini kullanarak araştırır, üretir, yönetir. Bir mesleğin, bilimin, sanatın ya da sportif faaliyetin vb. mensubu olur. Böylece kendi ürettiği bilim ve teknolojileri kullanabilir hale gelir. İnsan zihinsel, duyuşsal, devinişsel yeteneklerini ve davranışlarını birleştirerek; becerileriyle tarım, sanayi, endüstri, eğitim, üretim, ekonomi, sağlık gibi pek çok alanda gelişebilir. Böylece insan; işçilik, çıraklık, ustalık, sanatkarlık, esnaflık, mühendislik, hekimlik, öğretmenlik, hemşirelik gibi pek çok toplumsal mesleklerin ilke ve kuralları içinde devinişsel davranış kalıplarına sahip olur.

Planlı Eğitim ve Davranışlarımız
İnsan doğumundan ölümüne kadar hayatın akışı içinde rastlantısal olarak (informal) öğrendikleriyle davranışlar oluşturur. Ancak bu davranışlar plansız, programsız bir şekilde kazanıldığından çağdaş insan için yeterli değildir. Bu nedenle her insan ve her toplum evrensel ve çağdaş davranışlara sahip olmak ister. Bu istek, hem tüm bireylerin, hem de toplumların daha çok gelişme, daha çok üretme, çağın koşullarına göre yaşama ve dünya insanı olma arzusundan kaynaklanır. Bu doğrultuda insanoğlu tarihsel süreç içinde keşif ettiği “planlı eğitim” olgusuna önem vermektedir.

“Planlı eğitim, bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir.” (rtürk, 1974, s.12). Tanımdan da anlaşılacağı üzere; planlı eğitim “insan merkezlidir, kasıtlı davranış değiştirme ve geliştirme işidir, kişinin yaşantıları yoluyla gerçekleştirilir, istendik (istenilen) davranışları içerir, programlı işlemler dizisidir, bir süreç içinde öğreticinin (öğretmenin) kontrolü ile bir hedefe, hedef gruba yöneliktir.” Çağımızda insanın plansız bir şekilde görerek, işiterek konuşarak, dokunarak, hareket ederek öğrendikleri (yaşantıları) yeterli değildir. Öte yandan rastlantısal olarak oluşturduğumuz davranışlarımızın arasında kişi ve topluma yararlı olmayan hatta zararlı olan davranışların bulunabileceği olasıdır. Bu nedenle insanın gelişebilmesi yararlı olmayan davranışlardan kurtulabilmesi, yararlı davranışlara sahip olabilmesi için planlı ve istendik olarak davranış değişikliğine ihtiyaç duyulur. Bu nedenle okul eğitimi de diyebileceğimiz planlı eğitim; bilimsel gerçekler doğrultusunda inceden inceye araştırılmış, amaçlanmış, programlanmış, araç-gereçlerle donatılmış, öğrenci-öğretmen ikilisini buluşturmuş bir ortam içinde gerçekleşen davranış değişikliklerini içerir. Özet olarak her toplum, planlı eğitimin gerçekleşebileceği örgün (okul öncesi, ilk ve ortaokul, lise, üniversite vb.), yaygın ve hizmet içi eğitim kurumlarına sahiptir. Ancak önemli olan cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği şekilde insanlarımıza çağdaş uygarlık düzeyinde planlı davranışlar kazandırıp, yavrularımızı “bilimin ışığında” yetiştirebilmek ve geliştirebilmektir.

Yazılar

Yorumlarınız Bizim İçin Önemli

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli Alanlar * ile işaretlidir. Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Yanıttan vazgeç

Son Yazılar

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar