ÖĞRENEN VE ÖĞRETEN BEYNİMİZ

ÖĞRENEN VE ÖĞRETEN BEYNİMİZ

İnsan, biyolojik bir varlıktır. Her biyolojik varlık gibi insan da hücrelerden, dokulardan, organlardan ve sistemlerden oluşur. İnsan beyni de bu oluşumlardan biridir. Ancak in- san beyninin diğer canlılardan farklı olarak, kendine özgü üstün bir yapılanması, yetisi ve potansiyeli vardır. Bu özelliği ile insan aynı zamanda sosyal bir varlık haline gelir. Zira insan beyni öğrenme, öğrendiklerini

İnsan, biyolojik bir varlıktır. Her biyolojik varlık gibi insan da hücrelerden, dokulardan, organlardan ve sistemlerden oluşur. İnsan beyni de bu oluşumlardan biridir. Ancak in- san beyninin diğer canlılardan farklı olarak, kendine özgü üstün bir yapılanması, yetisi ve potansiyeli vardır. Bu özelliği ile insan aynı zamanda sosyal bir varlık haline gelir. Zira insan beyni öğrenme, öğrendiklerini bilgiye, tutuma ve davranışa dönüştürme, bunlardan yeni değerler üretme yeteneklerine sahiptir.

İnsan “beyin  (serebellum)” denilen  organının üstün özellikleri sayesinde, diğer organlarını yöneterek çevreye egemen hale gelir, onun sayesinde yaşamını sosyal bir varlık olarak sürdürür. Geçmişin olumlu ya da olumsuz deneyimlerini bugüne taşıyan birbirine aşılayan, kültür yaratan, tarih yazan, inançlarını tanımlayan, uygarlıklar yaratan, geleceği tasarlayan kısacası bilgiyi, bilimi ve teknolojiyi icat eden vb. insan beynidir. Çünkü insan beyni; görmeyi, işitmeyi, hissetmeyi, duygulanmayı, algılamayı, yorumlamayı, sorgulamayı, bellemeyi, hatırlamayı, değerlendirmeyi, sevgiyi, saygıyı, gülmeyi, ağlamayı, yanlışı ve doğruyu ayırt etmeyi kısacası insanı insan yapan tüm özellikleri bizlere sahip kılan bir tanrı vergisidir. Beynin sınırsız olan bu yetilerini ve özelliklerini yine insan beyni “akıl” olarak tanımlamıştır.

İnsan aklının gücü sınırsızdır. Bu sınırsız güç, kaynağını yine beynimizin öğrenme ve öğretme yeteneğinden almaktadır. Bu yetenek genetik özelliğin yanı sıra bireyin ailesi, toplumu, çevresi donanımlı eğitim imkanları vb. ile etkileşimlerine bağlıdır. Zira her türlü doğru ve olumlu etkileşimler beynimiz için birer jimnastik aktivitesidir. Nasıl ki vücudumuz beden hareketleri ile daha çok gelişiyor ve enerjik kalıyorsa, beynimiz de her bir etkileşimi kendi gelişimi ve kapasitesinin artırımı için değerlendirmektedir. Çevreden daha çok etkilenen, okuyan, gören, işiten, algılayan, bilgi depolayan, yorumlayan, düşünen ve yeni olgular üreten bir beyin, var olan kendi kapasitesinin üstüne çıkarak yaratıcı, üretici çözümleyici ve insanı geliştirici bir potansiyele dönüşmektedir. Bu nedenle insanoğlu tarih boyunca öğrenme-öğretme sürecine önem vermiş ve günümüz “bilgi toplumuna” ulaşmıştır. “Uzay çağı, teknoloji çağı, bilgi çağı” gibi isimlerle adlandırdığımız günümüz uygarlığına beynimizin öğrenme ve öğretme özelliği ile ulaşmıştır.

Beynimizin Anatomi ve Fizyolojisi

— Beynin Genel Yapısı ve İlişkileri: Kafatası boşluğu içinde yer alan beyin 1100-1200 gr ağırlığında ve yüzeyi girintili-çıkıntılı kıvrımlar hâlinde olan bir organdır. İki yarım küreden meydana gelir. BOS denilen beyin-omurilik sıvısı  içinde  yüzer  haldedir. Bu sıvı, ağırlığını hafifletir ve beyni besler. Kafatası boşluğunun altındaki bir delikten itibaren omurga boşluğundaki omurilik beyin sapı ile birleşiktir. Her ikisi “merkezî sinir sistemi” olarak adlandırılır. Kafatası ve omurga deliklerinden giriş-çıkış yapan sinir telleri (lifleri) beyin ve omurilikten köklenir. Çevresel sinir olarak beyin omurilikten çıkış yapan bu sinir lifleri tüm vücuda yayılır. Bu sinirler adeta bir kablo ağı şeklinde vücut  dokuları ile beyin-omurilik arasında sinirsel uyarı (impuls) yollarını meydana getirir. Böylece vücutta ya da dış dünyadaki tüm uyarılardan beyin haberdar olur bu uyarılara karşı beyin tepki uyarısı oluşturarak insana özgü bilgi, tutum ve beceri davranışlarını oluşturur.

— Beynin Hücresel Yapısı: Beynin yapısını “nöron” denilen sinir hücreleri oluşturur. Nöronlar “nörogliya” denilen destek hücreler arasında yer alır. İnsan vücudunu oluşturan yakla- şık 100 trilyon hücrenin yaklaşık 100 milyar kadarı beynin yapısında nöron olarak, 1 trilyonu ise nörogliya olarak bulunur. Tüm bu hücreler tüm beynin “boz madde” ve “ak madde” denilen dokusunu oluşturur.

Nöronların bir gövdesi ve iki uzantısı (dentrit ve akson) vardır (Şekil 1). Nöron gövdesi sinirsel uyarıların değerlendirildiği, nöron uzantıları ise uyarıların iletildiği bölümlerdir. Uyarıların iletimi dentritlerden aksonlara doğru olur. Nöronlar işlevsel (fizyolojik) olarak “duyurucu (sensitiv), çalıştırıcı (motor) ve ara nöron (inter nöron)” olmak üzere üç türdedir.
Duyurucu nöronlar; göz, kulak, dil, burun, deri gibi duyu organlarından ya da vücudun iç ortamından reseptörler- le (almaçlarla) aldıkları etki uyarılarını beyine ileten ve beyin korteksine (ka- buğuna) duyuran hücrelerdir.
Motor nöronlar; beyinde oluşan tepki uyarılarını bir organa ya da kasa ileten; ilettiği çalıştırıcı uyarılarla ilgili organda bir aktivite (hareket, salgı vb.) yaratan motor hücrelerdir.
Ara nöronlar (inter nörons); beyin ve omurilikte duyurucu nöronlar ile motor nöronlar arasında uyarıları birbirine ileten aracı nöronlardır.
— Beynin Doku Yapısı: Beynin girintili-çıkıntılı gri görünümdeki yumurtamsı dış yapısı beyin kabuğu (korteks) olarak adlandırılır (Şekil 2).
Beyin kabuğu nöron gövdelerinden oluştuğu için boz madde görünüm- dedir. Tüm zihinsel duyurucu ve çalıştırıcı (motor) faaliyetleri beyin kor- teksi nöronları gerçekleştirir. Yaklaşık 2-5 mm kalınlığında olan ve beynin dış yüzeyini oluşturan korteks 14 milyar
Nörondan oluşur. Bu nöronların aksonları (lifleri) beynin iç dokusuna doğru uzanarak beynin ak maddesini meydana getirir. Nöron lifleri ak madde içinde demetler oluşturarak adeta bir kablo gibi sinirsel uyarı iletim yolları haline gelir. Sinir demetlerinin bir kısmı beynin diğer bölümleri ile bağlantı kurar, diğer bir kısmı ise kafatası ve omurga deliklerinden çıkış yaparak çevresel sinirleri oluşturur. Beynin iç dokusunu oluşturan ak madde içinde yer yer nöron gövdesi kümecikleri vardır. Bunlara “gangliyon” denir. Gangliyonlar sinirsel iletimlerin uğrak yerleridir. Bunlar ara istasyon gibi sinirsel değerlendirmeleri ve iletimleri yerine getirir. Gangliyonlar, beynin “soğanilik” denilen bölümünde solunum, dolaşım, boşaltım, metabolizma, yutma, kus- ma, hapşırma, öksürme, çiğneme gibi refleks faaliyetlerin düzenlendiği ve denetlendiği merkezlerdir.
İki beyin yarım küresinin birleştiği ara beyin boşlukları duvarında yer alan “talamus, hipotalamus, epitalamus” denilen gnagliyonun önemli işlevleri vardır (Şekil 3).
Örneğin talamus, beyin kabuğuna gelen-giden sinirlerin geçiş merkezidir. Koku duyusu dışındaki tüm duyusal uyarıların sınıflanması ve değerlendirilmesi önce talamusta yapılır, gerekirse uyarı beyin korteksine iletilir. Ayrıca talamusta, heyecan, ağlama, gülme gibi ruhsal olguları yaptıran nöron kümecikleri bulunur. Hipotalamus ise otonom sinir sisteminin merkezidir. Organizmayı oluşturan organların işlevsel düzenlemelerini yapar. Hipotalamusta vücudun iç dengesini sağlayan nöron kümecikleri bulunur. Vücudun su dengesi, kan basıncı, uyku, iştah, karbonhidrat ve yağ metabolizması, vücut sıcaklığı, eşeysel yönelme, olgunlaşma gibi motor işlevleri hipotalamus gerçekleştirir.

Ara beyin  boşluğu  duvarlarında bulunan bazal gangliyon denilen nöron kümecikleri beyin, beyincik gibi oluşumlar arasında ara istasyon işlevi yapar. Burada “hipokampus, amgdala” gibi nöron çekirdekleri bulunur. Bu çekirdekler içgüdüsel, duyusal (his, heyecan, korku,  üzüntü,  koku  vb.) ve cinsel dürtülerle ilgilidir. Limbik sistem otonom olarak duygularımızı oluşturan ve duyuşsal öğrenmede rol oynayan merkezlerdir. Özellikle amigdala beyin korteksinden önce “daha üstünkörü” değerlendirme yaparak uyarılara uygun yanıtlar verir. Bu durumda düşünen beyin korteksinden önce duygusal bir tepki üretir. Duyuş- sal merkezin şimşek hızıyla bilişsel tepkiden önce harekete geçmesi organizmanın savunma refleksine dayanır. Bu tepki bilahare beyin korteksi tarafından algılanır. Bu nedenle duygusal tepkiler öğrenme açısından önem taşır.

— Beyin Lobları, Korteks Alanları: Beyin yarımkürelerinde birbirini yarıklarla sınırlayan loblar bulunur. Bu loblar beyin korteksi ile örtülüdür. Kor- teksin yüzeyi eğri-büğrü kabartılardan (gyrus) ve oluklardan (sukus) meydana gelir. Bu eğri-büğrü yapı beynin yüzeyinin alanını genişletir. Böylece erişkinlerde beyin korteks alanı 2000- 2100 cm2’ye kadar ulaşabilir. Hiçbir memeli türü bir hayvan beyninde bu kadar geniş bir korteks alanı mevcut değildir. Bu nedenle sadece insan beyni korteksine 14 milyon nöron  sığmış ve insan beyni yüksek potansiyelde zihinsel güç kazanmıştır. Beyin yarımküreleri “merkez oluk, yan ve kısa oluk” denilen büyük yarıklarla dört ana loba ayrılmıştır. Bu lobların yapıları ve işlevsel rolleri şunlardır:

— Frontal lob (Alın lobu): Beyin yarımkürelerinin ön kısmını oluşturur. Merkez oluğun önünde bulunur. Frontal lob korteksinde “konuşma, yazma, planlama, problem çözme, karar verme, bir olaya yoğunlaşma, istemli kas hareketi” oluşturan nöron merkezleri bulunur.
— Paryetal lob (Duvar lobu): Beyin yarımkürelerinin dış yanlarını oluşturur. Paryetal lob korteksinde bedensel duyu merkezleri bulunur. Bu merkezler genel duyu alanları ile duyuların değerlendirildiği ve yorumlandığı (Wernicke) zihinsel faaliyet nöronlarını içerir.
— Temporal lob (Şakak lobu): Beyin yarımkürelerinin şakak kısmına isabet eden lobdur. Temporal lob korteksi işitme, işitileni değerlendirme ve yorumlama nöronlarını içerir. Ayrıca bu lobun iç yan yüzeylerinde koku ve tat merkez- leri bulunur.
— Oksipital lob (Artkafa lobu): Beyin yarımkürelerinin arka kısmını oluşturur. Oksipital lob korteksinde görme ile ilgili merkezler bulunur. Bu merkezler görme, görülenleri değerlendirme ve yorumlama nöronlarını içerir.

ÖĞRENEN BEYNİMİZ

İnsan organizmasının (zihinsel), duyuşsal (duygusal) ve devinişsel (hareketsel) özellikleriyle gerçekleşen öğrenme süreci oldukça karmaşıktır. Bu nedenle birçok bilim adamı öğrenmeyi değişik kuramlarla açıklamıştır. Zira öğrenmenin nörofizyolojik, psikolojik ve çevresel etkileşim boyutları vardır. Ancak tüm bilim adamlarının birleştiği nokta “herhangi bir uyarana karşı organizmada oluşan tepkinin beyinde yarattığı değişimin” öğrenme olduğudur. Bu nedenle öğrenme, insan organizmasında gerçekleşen nörofizyolojik bir süreçtir.

Beyni oluşturan kalıtsal, yapısal ve işlevsel özelliklerinin toplamı, bireyin zihinsel kapasitesini gösterir. Zihinsel kapasite aynı zamanda “zeka” olarak adlandırılır. Gardner zekayı “bir problem çözme ya da farklı kül- türel ortamlarda bir ürüne şekil verme yeteneği” olarak tanımlamıştır. Her insanın kendine özgü bir zekâ profili vardır.

İnsanlar “sözel, sosyal, görsel, mantıksal, içsel, bedensel, müzikal, doğasal” zekâ boyutlarıyla donanık olarak dünyaya gelirler. Ancak bu zekâ  boyutlarından  bir veya ikisi kalıtımsal olarak baskındır. Birey zekâsının baskın olduğu alanda daha kolay ve hızlı öğrenir; zekânın baskın olduğu alanda meslek seçimi yapan bireylerde başarı oranı yüksektir. Örneğin sözel zekâsı baskın olan bireyler başarılı bir “avukat, şair, yazar, spiker, politikacı” olabilir. Ya da mantıksal-matematiksel zekâsı baskın olan bireyler başarılı bir “matematikçi, mimar, mühendis, bilgisayar programcısı, istatistikçi” olabilir. Ancak planlı dış uyarıcılarla ve planlı eğitim ortamları ile insan  zekâsını geliştirmek mümkündür. Zira planlanmış öğrenme-öğretme ortamlarında insan beynini dış etkenlerle (uyarıcılarla) olumlu etkileşimlerde bulundurmak insan zekâsını geliştirir. Böylece insanın öğrenilmiş davranışlarla donanık hâle gelmesi insanı günümüz uygarlığına ulaştırır.

 

Yazılar

Yorumlarınız Bizim İçin Önemli

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli Alanlar * ile işaretlidir. Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Yanıttan vazgeç

Son Yazılar

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar